Türkiyede bilgisayar teknolojisi

Türkiyede bilgisayar ve teknolojilerinin durumu ile ilgili bir çalışma yapmam gerekti. Toparladigim bilgilerin bir bölümünü günlükte de bulundurayım istedim.


Ülkemizde dışa bağımlı teknolojilerle sürdürülen bilişim sektörü, uygulayıcı rolünden sıyrılarak, kendi değerlerini üretme çabasındadır. Bilişim alanı, yazılım ve donanım olarak değerlendirilirse; donanım alanında büyük ölçüde dışa bağımlılık olduğu, ancak aynı zamanda teknoljiyi yakından takip edip uygulayan bir ülke olduğumuz görülecektir. Yazılım üretimi ise, teknokent ve serbest bölge yasaları gibi son atılımlar sayesinde gözlemlenebilir bir ilerleme kaydetmiş, yurtdışına yazılım ihracatı dahi başlamıştır. Yalnızca ODTU Teknokent içerisinde bulanan firmaların 2003 yılında yaptığı yazılım ihracatı 10 milyon dolar olup 2020 yılında hedeflenen rakam 800 milyon dolar dır.

Türkiye’de Ar-Ge harcamaları GSYİH’nın yüzdesi olarak bakıldığında (Japonya %3.15, ABD %2.59, AB15 % 1.95, AB25 %1.9, Türkiye %0.65) çok düşük seviyelerdedir (2002).

Türkiye’de bilişim teknolojileri (BT) pazarının büyüklüğü 2005’de 3 milyar ABD doları civarındadır. Interpro Pazarlama Hizmetleri ve Araştırma Grubu verilerine göre ise, 2005 BT pazarı büyüklüğü 3.9 milyar ABD dolarıdır ve büyüme oranı 2002’de %17.3, 2003’de %9, 2004’de %20.4 ve 2005’de %16.2’dir. 2006 yılında bilişim teknolojileri pazarının 4.5 milyar ABD doları civarında olacağı tahmin edilmektedir.

Sahipli (proprietary) Yazılımın Tehlikeleri

İş açısından kritik uygulamalar için sahipli yazılım kullanımının tehlikelerini gösteren bir yazı okudum. Bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Özellikle devlet içerisinde sahipli yazılım kullanımının fazlalığının insanı düşünmeye sevkettiği bu günlerde bu tip konuların anlatılması önemli bir konu.
Gelelim yazıya.

Yazarın arkadaşı olan bir Bilgi İşlem müdürünün (Stan diyor kendisine) başına gelen bir olayı anlatıyor. Bunların üzerinde kredi kart bilgilerini işleyen yazılımını içeren sunucunun sabit diski bozulma sinyalleri gösterince sorun çıkmadan önemli olan bu yazılımın verilerini kurtarmaya karar vermişler. Bunun içinde yazılımı başka sürücüde tekrar kurup bozulan sabit diskteki verileri yeni sabit diskteki yazılıma taşımaya karar vermişler. Ancak yazılımı üreten firmayı aradıklarında ummadıkları bir sorunla karşılaşmışlar.

Stan firmadan yeni kurulum için "açma" anahtarını istemiş. Bu yazılım firmalarının sıklıkla karşılaştığı isteklerden biridir. Eğer isteyen kişi gerçekten yazılımı almışsa ona bu anahtar normalde verilmektedir.

Ancak bu sefer öyle olmamış. Yazılım firması bu anahtarı vermeyi reddetmiş ve yeni sürüme güncelleme yapmaları gerektiği bunun için de bir kaç bin dolar masraf etmeleri gerektiğini söylemiş.

Anlaşılmış ki yazılımı üreten firma yazılımı daha büyük bir firmaya satmış o firmada yazılımın eski sürümlerini destekleme taraftarı değilmiş. Bu yüzden yeni sürüme zorluyorlarmış. Tek yol buymuş. Elbette bu "santaj" Stan ve patronunu sinirlendirmiş. Ellerindeki yazılımı kendi uygulama ve veritabanlarına uydurmuş olmaları nedeniyle yeni yazılım güncellemesi plan dahilinde değilmiş. Bu nedenle kısa süre içinde yapılabilecek en uygun ve zor yöntemi, sabit diskin bit bit kopyalanmasını yapmışlar. Bu noktada düşünmeye başladıkları acaba kendilerine uygun bir açık kaynak kredi kartı yazılımı bulabilecekler mi konusu. Bu yaşananlar orta ölçekli bir şirket için sahipli yazılım tehlikeleri konusunda önemli bir ders olmuş.

Kaynak: http://software.newsforge.com/software/06/08/14/202229.shtml?tid=132&tid=129&tid=138

Sesler: soprano,alto, teno, bariton

Sık sık duyduğum ama ayırt ederken hep zorlandığım ses isimlendirmelerini merak ettim. Ararken dah fazlasıyla karşılaştım; şöyle bir yazı buldum:

...................
İnsan sesini oluşturan en önemli organlar ses telleri ve onların bağlı bulunduğu kaslardır. Ses tellerimiz iki tanedir. Gırtlağımızın ön kısmını oluşturan halka biçiminde ve genellikle erkeklerde belirgin olan "kalkansı kıkırdaklar"ın arkasındadır. Halk arasında "âdemelması" (Adam's Apple) denilen bu kıkırdakların görevi ses tellerini korumaktır. Ayrıca, gırtlak bölgemizde "yüzüksü kıkırdaklar" ve ses tellerinin bağlı olduğu "ibriksi kıkırdaklar" bulunur.

Ses tellerinin uzunluğu, genellikle, erkeklerde 20-25, kadınlarda ise 16-20 milimetredir. İşte, erkek sesinin kadın sesinden kalın olmasının nedeni, ses tellerinin daha uzun ve daha kalın olmasıdır. Keman sesiyle viola sesi arasındaki incelik kalınlık farkı gibi. Erkek ve kadınlar da kendi tınlatıcı bölgelerinin ve ses tellerinin boyut farklılığına göre renklere ayrılır. Temelde, inceden kalına doğru kadın sesi, soprano, mezzo soprano ve alto olarak; erkek sesi ise, tenor, bariton ve bas olarak birbirlerinden ayrılır. Gelişmiş, eğitilmiş bir insan sesi, en gelişmiş müzik aletleri dahil, doğadaki en güzel sestir. İnsanın bir önemli ayrıcalığı da kendi bedenindeki müzik aletini kendinin çalabilme yeteneğidir.
.............

Kaynak: http://www.6dtr.com/1.php?dosya=SES

Bir iş fikri bulmak

Alternatif yaşam bu aralar yoğunlaştığım konular arasında ilk sırada. Fikirler üretmeye çalışıyorum, ne gibi işler yapabiliriz diye yazılar bulup okuyorum.

"Bir iş fikri bulmak" adlı bir yazı var elimde. "Farklı açıdan nasıl bakılır" a yoğunlaştırıyor beni. Daha önce dikkatimden kaçan küçük şeyleri gösteriyor. Beyin fırtınası yapmıştık bizde çok defalar; dikkat etmediğimiz ama üretkenliği azaltan "ciddiye almama" olayına değiniyor. Güldüğümüzü, dalga geçtiğimizi hatırlıyorum birbirimizle. Demek tam olarak inanmamışız biz kendimize...

Birkaç sayfa sonra "yatay düşünmek"ten söz ediyor; benzin istasyonlarında dün sadece arabalara hizmet edildiğini, bugün ise sürücü ihtiyaçlarına öncelik verildiğini hatırlatıyor. Köşeli plastik şişelerin raf kullanımını nasıl daha verimli hale getirdiğinden söz ediyor.

Farklı bakış açılarına sahip olabilmek, ve her düşüncenin değerini verebilmek isterdim...

Alternatif bir yaşam

Alternatif bir yaşam arıyorum var mı bilen. Bir kaç delinin çıkardığı bir savaşta ölmeden önce bulmalıyım ama. Aile ve sevdiklerim kavramı ile yaşamak istiyorum. Hepsini bir anda elde etmek zor değil mi.

Her sabah benzer şeyleri düşünüyor, şirketlerde kendilerine ayrılmış masalara koşuşturan insanlar; 30 yaşından sonra çekilmez bu iş diyorlar hep kendi kendilerine. Çok azı cesaret edebiliyor kafesinden çıkmaya, sonra pişmanlıklar başlıyor yıllar geçtikçe, niye kaldım ki ben bu kafeste diye. Denemek gerek oysa henüz çok şey yitirmeyecekken.

Bu yazı da belki kendi kafesimden çıkmak için bir başlangıç olsun diye yazıldı. Planlı çıkmak gerek ama, gözü kapalı atlama geri dönmek zorunda bırakabilir yoksa. Ve hazırlamak için planlarımızı yeni bir günlük gerekirdi yine bizce: alternatifyasam.blogspot.com

Internet Explorer

Bazı sitelerin sadece internet explorer'da çalışmasından nefret ediyorum. Eğer kişisel bilgisayarınızda benim gibi windows yoksa (lisansına ödeyecek param yok ve kırarak kullanmakta istemiyorum- gnu beni biraz değiştirdi herhalde artık herşeyin serbest olanını tercih eder oldum :S ) bu siteler problem yaratıyor. Site geliştiricisi olmak için belli şartları sağlamak bu yüzden gerekli bence. Ne demek sadece internet explorer ile çalışır?

Neyse sadece içimi dökmek istedim. Eğer bu sorun devam ederse Wine yardımıyla Internet Explorer deneyeceğim :D

Site geliştiricileri için faydalı bağlar:
HTML Cehennemi: Bu siteden ne yapılmaması gerektiğini öğrenebilirsiniz.
Herhangi bir tarayıcı ile görüntülenebilir mücadelesi: Tarayıcı bağımlılığına karşı olanların mücadelesi :)

Sayılar ve Sembolizm

42 Sayısından bu kadar bahsettikten sonra sayıların sembolik anlamlarını araştırdım. Ve şu siteyle karşılaştım. İngilizce ancak incelemeye değer :) Bu listede 42'nin olmaması listenin daha çok "antik" sayılarla uğraştığını düşündürdü bana, günümüzün "dini" olabilen bilim kurgu eserlerindeki önemli sayıları barındırmaması (Bildiğiniz gibi 42 sayısı Douglas Adams'ın ünlü bilim kurgu eser Otostopçunun galaksi rehberinde geçiyor) üzücü bir nokta :S

42 ve Yin Yang


Çok daha eskilere dayanan Doğu'nun
Yin Yang felsefesi mi acaba 42 sayısını anlamlı hale getiren? 42 nin hikayesi, buradan elde edilen bir çıkarsama gibi geldi bana daha çok.

Yin Yang feslefesinin başlıca ilkelerinin de, 42 için yazılanlar ile çok ortak yönü var:
----------------
-Evrendeki herşey "Karşıt iki kutup ilişkisi" içindedir.
Oluşumların birbirinden ayrılamaz iki görünümü (kutup) vardir. "Yin" görünümü ve "Yang" görünümü.
-Karşıtlar, birbirinden bağımsız olamazlar. "Bağımlılık ilişkisi".
Oluşumlar yin ve yang özellikleri birarada olmaksızın açıklanamazlar. Gündüz olmadan gece, gece olmadan gündüz açıklanamaz. Aynı şekilde kısa/uzun, ileri/geri, yüksek/alçak, geçmiş/gelecek vb. olgular birbirinden bağımsız ele alınamazlar.

.....
...
---------------

ADSL modem ile fax gönderme

ADSL modemim üzerinden fax gönderememe gibi bir sorun yaşadım dün. Çalışma mantığı, tonlu arama yapan "Dial-up" modemlerden farklı olduğu için doğrudan fax gönderme şansımız olmuyormuş. Biraz araştırınca en kolay çözümün internet üzerinden, web tabanlı fax arayüzleri aracılığıyla göndermek olduğunu anladım.

Bu işe yarayan bir kaç bağlantıyı
şu adreste, "How to send a fax over Cable Modem or DSL" başlığı altında bulabilirsiniz. Bunların bir kısmı ücretsizmiş. Gerçi ben kurcalamaya vakit bulamadım ve alışıldık şekilde fax makinasından göndererek işimi gördüm ama aklımızda bulunsun belki bir yerde ihtiyacımız olur.

42


http://en.wikipedia.org/wiki/The_Answer_to_Life%2C_the_Universe%2C_and_Everything

Kaş gezisi - 1. Gün akşamı

Tatil özleminin verdiği enerji ile birinci gün at gibi koşturduk. Odaya yerleştikten yarım saat sonra denize inmiştik bile. Koyu mavi, temiz bir deniz olunca çıkamadık bir türlü. Akşam yemeğinin de yüzme için yapılan iskelede yeniliyor olması denizi bırakmamızın nedeni oldu, yoksa zor çıkardık.

Yemek için hazırlanan iskele çok güzel görünüyordu, yarım saatte masalar, yemekler, her şey hazırdı. Güneşin batışını buradan izlemek... Yemek yine açık büfe ve bol çeşitliydi; gayet başarılı. Ama küçük bir sorun vardı: arılar. Yemek tabaklarının başına üşüşen arılar, olmaz gibi görünsede, tadınızı kaçırmayı çok da güzel başarıyorlardı ve bunları kaçırmak için yakılan kuru Türk kahvesi hiç bir işe yaramıyor, aksine bizi etkiliyordu. Ama çözümü bulduk, ertesi gün güneş batınca yemeğe başlamayı akıl edebildik :)

Ertesi gün için yat gezisine çıkmayı düşündük ve yemekten sonra Kaş'a gidip gerekiyorsa rezervasyon yaptıralım dedik. Sabah aynı minibüs ile geldiğimiz, otel çalışanlarından bir bayan yine minibüs bekliyordu. Bir kaç dakika içerisinde geçer derken, biraz karanlık biraz da sohbete dalıp hızla geçen minibüsün beklediğimiz olduğunu anlayamaık. Far bile yakmamıştı, o olamazdı. Biraz daha bekledik, yok, gelmedi. Kaç km oraya kadar diye sorduk, 1 km yanıtını alınca kendimden şüphelenmeye başladım. Bence en az 3 km vardı ama kadın inatla 1 diyordu. E biz yürüyelim bari 1 km 10 dk sürer dedik. Siz bilirsiniz dedi kadın.

Başladık yürümeye. Sahil kenarı boyunca uzanan yolda, sol tarafta kamp alanları, dinlenme yerleri, sağda ise dibi görünen bir deniz vardı. Güzeldi ama yürü yürü bitmiyordu. Kaşta mesafe ve zaman kavramı biraz karışık, o nedenle siz dikkatli olun, her söylenene inanmayın. 15dk kadar yürümüş, tam da söylenmeye başlamış ve yolu yarılamıştık ki arkadan gelen bir arabadan "gelin, gelin" sesi ile aynı kadın ve sağa yanaşan küçük ticari bir araba belirdi önümüzde. Akrabasıymış hanımefendinin, bizi de aldı ve Kaş'a vardık.

Minibüs beklerken yat turuna çıkmak istediğimizden sözedince, benim tanıdığım var demişti bu bayan. Sağolsun bizi bırakmadı, limana gidip yat için rezervasyon ayptırmamıza yardım ettiği yetmezmiş gibi bir de eşinin çalıştığı yere götürüp çay ikramında bulundu.

Güzel bir geceydi, limanın etrafı, Kaş sokakları insanlarla doluydu. Sabah bizi koruyan köpek ve kazlar da hiçbir yere gitmemişlerdi. Biraz gezindikten sonra Kaş içerisinden(Limanın yanı) saat başı kalkan minibüslerden birine bindik ve otele döndük.

Bu arada odanın fotoğrafını çekmiştim, şöyle ki:

Tezim

Meraklılarına henüz yeni bitirdiğim Yüksek Lisans tezimi sunmak istedim.


Yapay Zeka Teknikleri Kullanan Üç Boyutlu Grafik Yazılımları İçin "Extensible 3D" (X3D) İle Bir Altyapı Oluşturulması ve Gerçekleştirimi

Yüksek Lisans Tezi, Fen Bilimleri Enstitüsü
Tez Yönetici: Yrd. Doç. Dr. Aybars UĞUR
Temmuz 2006, 114 sayfa

Bu tez çalışmasında, yapay zekanın güçlü tekniklerinden olan genetik algoritmalar yardımıyla, birçok alanda yaygın kullanılan Gezgin Satıcı Probleminin çözümü üzerinde durulmuştur. Üç boyutlu uzayda belirtilen tüm noktaların, en kısa yol uzunluğunu hedefleyerek dolaşılmasını sağlayan web tabanlı bir yazılımın gerçekleştirimi yapılmıştır. Problemin farklı boyutları için, çözüm başarısı değişik parametre değerleri kullanılarak ölçülmüştür. Eniyileme (optimizasyon) yöntemlerinin sonuçlarının daha iyi görülebilmesini de sağlayacak şekilde Extensible3D (X3D) yardımı ile görselleştirme aracı da geliştirilmiştir. Web3D teknolojilerinden olgunlaşma sürecindeki X3D’nin (XML tabanlı VRML olarak da düşünülen) yapay zeka alanındaki kullanımı denenmiştir. Geliştirilen bu araç yardımıyla üç boyutlu ortamlarda değişik genetik algoritma parametreleri kullanılarak yol planlaması yapılabilmekte ve güzergah, üç boyutlu helikopter simülasyonu şeklinde görüntülenebilmektedir.
Anahtar Sözcükler: Web3D, X3D, Yapay Zeka, Genetik Algoritma, Gezgin Satıcı Problemi

Eski kelimeler

Bugün İngilizceyi anadilinden ayırmakta zorlanan yeni nesil(biz) olarak, nasıl ki cümlelerin arasına İngilizce kelimeleri sıkıştırmadan duramıyoruz, hatta abartıp yabancı kelime kullanmayı bilmişlik sayıyoruz; dünden gelen, büyüklerimizin eskiden kalma arapça-farsça kelimeleri kullanıp cümleleri anlaşılmaz hale getirmeleri de benzer bir yanlışlık oluyor sanırım. Sonuç, konuştuğunun yarısını anlayamayan karşındaki insanın anlamış gibi yapması oluyor genellikle.

Kimileri "Halk diline" inmeyi "basitlik" olarak görse de, asıl "basitlik" kendi insanımın anlayamayacağı şekilde konuşup, "çok bilen" tavırlar sergilemek gibi geliyor bana. Bilgisayar ve teknolojileri ile çok vakit geçiren insanlarda daha çok görünüyor, "etmek" kelimesini ingilizce kelimelerin arkasına ekleme özelliği. "Dilimizi upgrade etmek böyle olmamalı oysa".

Diğer taraftan benzer bir yaklaşım, büyüklerimizin üşengeçliğinden biraz sanırım, arapça-farsça kelimelerin kullanımından vazgeçemeyip, İngilizce kelimeleri eklediğimiz gibi bu yabancı kelimeleri eklemeleri; ve benim anlama zorluğu çekip bu yazıyı yazmama neden olmaları. Aşağıdaki kelimelerin anlamlarını şöyle böyle, cümlede kullanıldıkları yerlerden çıkartabiliyorsunuz ama gerçek anlamı ne hiç bakmamıştım. Aklımda kalsınlar diye yazmak istedim.

bilmukabele - (
Arapça) Karşılık olarak; Ben de, size de, sizlere de; Benzerini yaparak karşılık verme ya da aynı şeyi düşünüyor olma anlamına gelen bir sözcük
beynelmilel -
(Arapça) Uluslararası; kullanıldığı yerlere göre "herkes tarafından kabul edilen" anlamına da gelir
binaenaleyh -
(Arapça) Bundan dolayı, bundan ötürü, bunun için, bunun üzerine anlamına geliyor
velespit - (Fransızca) "Bisiklet" kelimesi yerine, Fransızca kökenli "Vélocipède" kelimesinden gelen bu kelime kullanılırmış

AVG Anti-Virus Free - Ücretsiz virüs yazılımı

Bilgisayarımın windows tarafında iki yıldan fazladır kullandığım virüs programı AVG. Linux versiyonu da mevcut ama ben Linuxta virüs programı kullanmaya hiç ihtiyaç duymadım. Ev kullanıcıları için sürekli güncellenen, ve ücretsiz versiyonunu firmanın indirme sayfasından indirebilirsiniz. Kurulumu yapıp hemen ardından güncelleme yöneticisi ile günceleme yapmayı da unutmayın.

C# - pdf dosyası ayrıştırıp metin dosyasına dönüştürmek

"Converting PDF to Text in C#"

Pdf dosyasını nasıl ayrıştırır, metin dosyası haline getiririm diye bakınırken, yukarıdaki başlığa sahip yazıyı buldum. Kaynak kodu, ve gerekli kütüphaneyi indirip yönergeleri de izledim ama belirtilen kütüphanelerin versiyonları değiştiği için uyumsuzluk oluştu ve kod çalışmadı.

Biraz uğraştırdı ama şu adımları izleyerek çalıştırdım en sonunda:

1) pdf2text_src.zip i ac.
2) PDFBox-0.7.2.zip i ac.
3) PDFBox-0.7.2\bin icerisindeki IKVM.GNU.Classpath.dll, IKVM.Runtime.dll ve PDFBox-0.7.2.dll yi pdf2text_src\src icerisine kopyala.
4) Pdf2Text.sln projesini aç ve eksik olan iki referans dosyasını sil.
5) Pdf2Text.sln projesine, IKVM.GNU.Classpath.dll ve PDFBox-0.7.2.dll dosyalarını ekle.
6) projeyi derle
7) pdf2text_src\src\bin\Debug klasöründe oluşan Pdf2Text.exe yi kontrol et.
8) komut satırından "PDF2TEXT input_filename(PDF) output_filename(text)" komutunu çalıştır. (Örn. Pdf2Text.exe c:\fatura.pdf c:\ftr.txt)

İşimi görecek sanırım :)

Kaş gezisi - Hazırlıklar ve 1. Gün

Geçen yıl, üç gün boyunca kalıp pek de dolaşamadığım, denizine doyamadığım Kaş'a bu yıl tekrar geldim. Geçen seneki üç günümü Yarım Ada'da geçirmiştim ve başka biryer görme ihtiyacı bile hissetmemiştim. Bu sene yine farklı birşeyler olsun diye kalınabilecek yerleri internetten araştırdık ve normal otel ve pansiyonlardan farklı bir yapıya sahip olan Hotel AA da kalmaya karar verdik.
İzmirden Kaş'a giden firmalara baktık, sadece Pamukkale'yi bulabildik (Oysa geçen yıl Kamil Koç ile gittiğimi hatırlıyordum). Otel rezervasyonu ve otobus biletlerini aldık, dönüş biletlerini ayırttık. Eşyalar hazırlandı, gitmek için engel kalmadı.
Yol sekiz saat sürüyordu. Kaş'a ulaştığımızda sabah saat 5 olacaktı ve otele nasıl gidilir ne yapılır bilmiyorduk. Telefon açıp otele ulaşımın nasıl yapılabileceğini sorduğumuzda yarım saatte bir Kaş'a servisleri olduğunu söylemişlerdi. 5.30 gibi Kaş'taydık. Küçük otogarında açık olan tek yer çay ve tost yapan küçük bir dükkandı. Tuvalet de maalesef kilitliydi. Birer çay içip eşyalarımızı bu küçük dükkana bıraktık, çok güleryüzlü ve ilgiliydiler.

Saat 7 ye kadar kaş içerisinde, boş sokaklarda dolaştık. Akşamları birçok insanın bulunduğu bu sokakları ,böyle sakin ve güzel görmemiştim hiç.

Turumuza limanda devam ettik. Bizi koruma görevi üstlenen bir köpeğimiz oldu. Heralde kenarda durup ot yiyen kazlardan korumak istedi bizi. Biraz dolaştıktan sonra tekrar yukarı çıkarak tamamladık kısa gezimizi.















Biraz daha bekledik ve 7 gibi oteli aradık. Nasıl gideceğimizi sorduk, bize önce aracın arızalı olduğunu, sonra şöför olmadığını aracı ancak 8 de gönderebileceklerini, onun yerine dolmuşlara binebileceğimizi ya da taksiyle gelebileceğimizi söylediler.

Dolmuşlar saat 8 de sefere başlıyordu. Beklemeye devam ettik. Şanssızlık, ilk dolmuş 10 dk erken geçti ve biz öylece kaldık. Diğer dolmuş otelin dediği gibi yarım saat onra değil, 1 saat sonra geçiyormuş. Yürüyerek gidilir mi diye sorduk böyle olunca, gidilir 1 km dediler. Bir başkası 2 km dedi. bu çelişkiler sonucu, neyse biz bekleyelim o zaman dedik. İkinci dolmuşu yakaladık, ve otele gidebildik. İyiki yürümemişiz, 3 km mesafe varmış, çantalarımızla yarım saat yürüyecektik :)














Her tarafı ağaç parçaları ve suntadan yapılmış bir giriş vardı önümüzde, güzel görünüyordu. Tahta bir merdivenden iki kat yukarı çıktık ve resepsiyona ulaştık. Burada bizi karşıladılar ve çantalarımızı alıp odamıza yerleştirdiler, ve bizi kahvaltı bölümüne aldılar. Gerçekten çok güzeldi. Aşağıda lacivert bir deniz, açık büfe bol çeşitli bir kahvaltı. Tek kötü olan aramızdan geçen yoldu. Yine siteden bir aldanmaydı bunun nedeni. Denize sıfır sayılırdı ama ufak bir sorun vardı; aradan Kaş'a batı tarafından giden tek yol olan yarı işlek bir yol geçiyordu.


Kahvaltımızı edip odamıza çıktık. Bizi erken kabul etmeleri iyi bir jestti. Konum olarak iyi bir oda olmasa da şansımızı değiştirmek istemedik ve kaldık. Oda ufak ama tamamen ahşap ve güzel bir görünüme sahipti. Gerçi çadırda da kalmış olmamın verdiği bir iyimserlikten de olabilir bu, çünkü sitelerinde gösterdikleri odalara hiç benzemiyordu bu oda. Standart oda tipi olmasından dolayı gayet küçük olmakla beraber, klima çalışmadığı zaman tuvalet kokusu ağır gelebiliyordu. Birde internet bağlantısında sorun olması kötü oldu. Bu ufak aksaklıkları saymazsak, herşey güzeldi.


Bu iyimserlik, Kaş'ın ve denizinin güzelliğinden kaynaklanıyordu sanırım. Yinede, otel genel anlamıyla güzel, şirin bir otel olsada işletmecilik olarak daha başarılı olabileceğini düşünüyorum halen.


Bu arada, sonradan öğrendik ki Toprak Sergen buranın işletmesini yürütmekte zorlanmış ve devretmiş. Otelin ana sayfasında fotoğrafları duruyor olsa da, internette okuduğumuz yazılar aslında eskiyi anlatır olmuş.