Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Haziran, 2006 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Crystal Report ile yazıcıdan çift taraflı çıktı almak

Crystal Report ile hazırladığım bir raporu, kağıdığın her iki tarafına da basım yapabilen bir yazıcı yardımıyla program içerisinden yapmam gerekiyordu. Önce yazıcı sürücüleri, DOS tan yazdırma komutları, .prn dosyaları ve pdf yazıcıları ile uğraştım. İstediğim gibi olmadı hiç biri. Sonra başka bir yöntem geldi aklıma: Crystal Report un sunduğu yazdırma komutlarını kullanmak. Ve şöyle bir kod yazarak ilk iki sayfanın çift taraflı, sonrakileri tek sayfa olarak basmasını sağladım:

try
{

crReportDocument.PrintOptions.PrinterDuplex=PrinterDuplex.Vertical;
if(PrinterName.CompareTo("")!=0)//yazici adi belirtilmemisse varsayilan yazıcıya yolla
crReportDocument.PrintOptions.PrinterName=@PrinterName;
//@\\yazicininBagliOlduguBilgisayarinAdi\yazicininPaylasimAdi

crReportDocument.PrintToPrinter(1,false,1,2);
if(TSayfaSay>2)
{
crReportDocument.PrintOptions.PrinterDuplex=PrinterDuplex.Simplex;

crReportDocument.PrintToPrinter(1,false,3,TSayfaSay);

}
return true;
}
catch (Exception err)
{
MessageBox.Sho…

Depresyon mu Tükenmişlik mi?

Yaşadığım ruhsal ve psikolojik çatışmaların ve sıkıntıların nedenlerini araştırmaya karar verdim. Hemen psikolojik psikiyatrik hastalıkları (rahatsızlıkları?) tanıtan bir kaç site aramaya başladım. Ve sonunda rahatsızlığımı buldum :) Ama aslında iki rahatsızlık arasında ikilemde kaldım. Gerçi bu tip kendi kendine teşhis yapmama uzun bir eğitim sürecinden geçen doktorlar kızacaktır ama kusura bakmasınlar bu sanırım benim kişisel özelliğim. Doktora gitmeyi pek sevmem, kendi kendimi tedavi etmeye (her ne kadar her zaman başarısız olsam da, ve bu tedavi işini ilaçsız, yardımsız halletmeye çabalasam da) çalışırım. Bundaki en önemli etken belki sağlık sigortası eksikliği ve Türkiye'deki berbat sağlık "sektörüdür".

Neyse konumuza geri dönersek, iki rahatsızlıkta kararsız kaldım. Bakalım kendimi hangi rahatsızlıkların pençesinde hissediyorum, elbette siz de ikisinden birini kendi rahatsızlığınız olarak seçebilirsiniz:

Tükenmişlik sendromu: Kaynak site "Güçsüzlük, kronik yorg…

Simorg

İzmir Konakta, kızlarağası Hanı'nın bir sokak ötesinde Simorg isimli, çay, nargile v.s. içip canlı müzikdinleyebileceğiniz farklı bir mekan vardır. Buranın adı ne anlama geliyor bilemedim, hemen google'da aradım . Çok az bilgi var:

1. İran mitolojisinde yer alan ve "Simorg" ismiyle bilinen olağanüstü yaratık: Harry Potter daki ejderha "Buckbeak".(kaynak : http://www.sabah.com.tr/2004/06/03/dun114.html)
2. o an yeniden doğacaksın , tıbkı SİMORG efsanesi gibi.
3. Simorg(Zümrüdü Anka) adı verilmiş.

Üç farklı cümle parçası. Birbirleriyle ilgili olabilirler diye biraz daha bakınıyorum, "zümrüdü anka" yı arıyorum ve farsça isminin "Simurg" olduğunu öğreniyorum. Sonra birkaç bilgi kırıntısı daha;"kendini külünden yaratmak, umudu, kavgayı amacı ve direnci yaşamak"diyor bir başka kaynak. Son iki madde birbiriyle bağlantılı, ama birinci madde biraz havada kalmış. Ve güzel bir hikaye:

--------------------
Rivayet olunur ki, kuşların hükümdarı…

Uygulamamızın sadece bir örneği çalışsın

Programının sadece bir kez çalışmasını isteyen biri java_tr grubuna bunu nasıl yapacağını sordu. Bende merak ettim acaba programın nasıl sadece tek bir örneği çalışır diye araştırdım.
Bu iş için iki yöntem öneriliyor. Birinci yöntem geçici bir dosyayı bir yerde yaratmak ve her program açılışında böyle bir dosya var mı diye kontrol etmek. Ancak bu yöntemin handikapı uygulama çöktüğü zaman veya herhangi bir şekilde program kapanınca dosya silinmediğinde program sürekli dosya ile karşılaşacağı için bir türlü çalışmayacaktır.
İkinci yöntemde java.net.ServerSocket sınıfından yararlanıyoruz. Buradaki ana fikir bir port açmaktan geçiyor. Program açıldığı zaman bir port açıyor, ve açmaya çalışırken java.net.BindException atılırsa programın hali hazırda çalıştığını anlıyoruz. Bunun da handikapı kullanılan portun başka programlar tarafından kullanılabilir olmasıdır. Bunu çok saçma bir port sayısı ile aşabiliriz. Bu yöntemi beğendim, denemeye karar verdim.

Aşağıdaki sınıf bu yöntemi denemeyi göste…

Yaşam-Ölüm

Belki klişe olacak ama yaşamın güzelliği ölümde hatırlanıyor. İzmir'de memleketten uzak sürekli olarak genç insanlarla çevrili bir şekilde yaşarken ölüm olgusuyla fazla karşılaşmıyor insan. Memlekete gidince insanın etrafı birdendire ölümle çevriliyor. Bir şekilde vefat eden biri ve onlara baş sağlığı dileme ziyaretleri sarıyor insanı. Ölümün ne kadar acımasız ama yaşamın ne kadar güzel olduğunu korkutarak hatırlatıyor insana. "Memento mori" (Ölümü hatırla)'daki duygusal ve gerçekçi felfese geliyor insanın aklına.

Her tatilimde mutlaka annem, babam, aile fertleri birilerine başsağlığına gidiyor. Ölümle bütünleşiyor memleket insanın zihninde. 25 yaşında insana büyük bir korku yaşatıyor yaşam mağarasının sonuna yaklaşma hem de hızlı bir şekilde yaklaşma hissi. 10 sene sonra olması gereken 35 yaş bunalımı erken başlamış gibi? Sürekli ölümü düşünüyor, yakınları kaybetmekten korkuyor. Yaşam niye bu kadar acımasız olmak zorunda? Veya insanlar niye bu kadar sorgulayıcı olmak…

Tesadüf mü

Karanlık bu gecenin iş yorgunluğunda içinde vapura doğru gidiyorum oysa işten eve hep otobüsle dönerim . yolarda bahar akşamının çiçek kokuları geliyor. Geçmişdeki güzel anılar canlanıyor. Niye bu gün bu yolda gidiyorum diye kendi kendime söylenirken birden kendime saygılı davranmam gerektiğini de düşünüyorum. Belkide beni buraya çeken bir keramet, bir mucizedir. Tam vapur iskelesine yaklaşırken yerden kağıt bir lira buluyorum hep ben mi para kaybedeceğim birazda biz para bulalım . Beklide geçenlerde kaybetmiş olduğum 20 lirayı Tanrı bana taksit taksit ödüyor. Belkide bu gecenin mucizesi nasibin beni çektiğidir.

Konaktan binip Bostanlı da indim iskelenin karşısında benim gibi tekerlekli sandalyede oturan bir adam mendil satıyor. Yanına yaklaştığımda anlıyorum ki birazda konuşma güçlüğü çekiyor. Vapurdan inen insanlara mendillerini uzatıyor. Belli belirsiz bir şeyler mırıldanıyor . Herkes evine gitmenin derdinde umursamaz, birazda korkuyla yanından uzaklaşıyorlar .Yanına yaklaştığımda e…

Hantuman

Son gittiğimiz halk oyunları gösterisi, İzmir Folklor Derneği(IFD)'nin düzenlediği ve Kurtuluş Savaşı'nın canlandırıldığı bir gösteriydi. Buradaki oyunlardan birinin adı Hantuman' dı. Daha önce duymadığım bu söz yine aklıma geldi ve araştırdım.

"Hantuman: Kurtuluş savaşında belden aşağısını kaybetmiş bir kişinin oynadığı oyundur. Hantuman kazazede anlamına gelir. Yere yakın hatta yerde sürünerek oynanan bir oyundur. " diyordu IFD'nin sitesi.

İlginç olan bu ismin internet üzerinde başka bir kaynakta geçmemesi. Aynı şekilde, yine bu oyunda kullanılan "Hurumi Taarruz" (Artvin Yöresi oyunuymuş) ifadesi de bulamadığım oyun isimlerinden biri oldu.

İstanbul İstanbul

İstanbul'da (neredeyse) bir hafta geçirdim. Ve bazı kesin yargılara vardım. :) İlginç olaylarla da karşılaştım. Gelelim vardığım yargılara:
1- Eğer Avcılar gibi uzak biryerde kalıyorsanız ve çok çalışkan İstanbul Belediyesi yol çalışması yapıyorsa evden çıkıp İstanbul'un merkezlerine gitmeyin, saatler alabiliyor, baş ağrısı, yorgunluk çekiyorsunuz. (Taksim'e gidiş 3 saat mi ne sürdü :S )
2- Bazı mesafeler yürünebilir uzaklıkta görünse de yürüdükten sonra feleğiniz şaşınca yürünemez olduğunu anlıyorsunuz.
3- Otobüslerde sevgilinizle, eşinizle öpüşmeyin, koklaşmayın, ahlağımızın kadim koruyucusu erkekler size saldırabiliyor. (Evet bizzat bir otobüste gördüm bunu)
4- İstanbul iki yakası olduğu gibi iki de yüze sahip (evet klişe oldu ama ne yapayım :) )
5- İstanbul sadece gezmek içindir.

Gelelim otobüste yaşanan olaya.
Kısa bir otobüs yolculuğunda (1.5 saatlik falan) Taksim'den Avcılar'a dönerken (elbette öncelikle Şirinevler'e gidiyordum orada araç değiştirip Avcılar oto…

eXe – eLearning XHTML Editor Programı

Öğrenme yönetim sistemlerinde kullanabilmek için standartlara uygun içerik geliştirebilen bir araç ararken, açık kaynak kodlu ve SCORM2004 standardını destekleyen eXe – eLearning XHTML Editor programını buldum.
SCORM2004 standardına uygun içerikleri oluştururken, standardın tanımlamaları dikkate alınarak, öğrenme içeriğini oluşturacak bileşenler birleştirilebilir, içeriğin neleri kapsadığını ve sırasını içeren “manifest” dosyası hazırlanabilir ve bunlar bir paket haline getirilebilir. Ancak bu yöntem oldukça uzun ve zaman alıyor. Bunun yerine, içerik geliştirmeyi kolaylaştırmak için geliştirilmiş olan ve SCORM2004 standardına uygun kurs içerikleri geliştirebileceğimiz, içerik yönetimaraçları kullanılabilir. “eXe – eLearning XHTML Editor” programı bunlardan biri. eXe programı, akademisyen ve öğretmenlerin, HTML ve XML gibi teknolojiler konusunda uzmanlaşmalarına gerek kalmadan web tabanlı öğrenme içerikleri hazırlamalarını sağlayan bir ortam sağlıyor. Açık kaynak kodlu olarak geliştiril…

"Science Citation Index" e girmeli mi girmemeli mi?

Yüksek lisans tezimi bitirmek için uğraşırken birde makale yazıp yayınlayayım istedim ve akademinin istediği formata uygun, kaynakları belirtilmiş, atıfları yapılmış bir makale hazırladım. İçeriğinden bahsetmeye gerek yok aslında çünkü geribildirimdeki eleştiri genelde içerik üzerine değildi. Ben anlam veremesem de içerik arka planda kalan bir şey gibi görünüyordu.

Aylarca üzerinde çalıştığınız bir konuyu anlatıyorsunuz, anlatımınızı gümüş tepsiye koymadınız diye bir de fırça yiyorsunuz :). Yapılan eleştirinin yapıcı tarafları da var tabiki; çıkarılacak çok ders var. Bir kısmı gerçekten yönlendirici. Ama çoğunlukla kaynakçadaki yanlışlıklar, makalenin düzenindeki eksiklikler gibi formaliteler üzerinde durulmuş. Bu satıları okudukça uçan kafa, dönen tekme, street fighter oyunundaki "aduu ket" hareketi ve dünyayı kurtaran adam geliyor aklıma. Uygulama alanı bulamıyorum tabiki bu üstün dövüş tekniklerini.

Kedi uzanamadığı ciğere pis dermis, ama burda sorun bu ciğer göründüğü gibi…