Sevgili Piliç

Sevgili Piliç;

slm :)
Senin de bildiğin gibi su aralar sadece spor yapıyorum, tırmanıyorum. İnsan arada başka bir şey yapınca yeniden doğuyor. Bu küçük tatil acayip iyi geldi. Çok eğlendik ve çok dolu geçti. Gerçek bir zihinsel dinlenme aynı zamanda… Ne yiyeceğini düşünmüyorsun, eşyalarının kirlendiğini de. Hem arada koşuyorsun hem yüzüyorsun. Bu arada tırmanıyorsun da. Eve geldiğinde süper yemekler... Altında motor, istediğin yere gidiyorsun sürekli bir deniz manzarası ve mevsim itibariyle ufuk hep puslu. Ee tabii anne şefkati, aile saadeti vs :)


Tırmanışta; hiç bilmediğin bir rotayı, kimseden hakkında bilgi almadığın, fotoğraflarına bakmadığın. Çıkarken kimseyi izlemediğin bir rotayı hiç düşmeden ve ipten destek almadan çıkmayı başarmaya "onsight çıkmak" denir. Ben hayatı “onsight” yasıyorum. Günlerce tırmanıyorum İzmir’de - bu arada evim, çevrem, dostlarım ve işimin Bursa’da olduğunu da hesaba katmalısın- sadece tırmanış, aklımda yasamla ilgili gelecekle ilgili ne kuşkular var nede plan - bu arada da; okulunu ve y.lisansını bitirmiş, ailesinin ve toplumun, askerlik ve iş gibi sosyal baskılarını direk yasayan biri olduğumu hesaba katmalısın :))- ve sadece kuzen Merih’i de alarak bir tatile çıkmak istiyorsun, aynı zamanda aileni mutlu edeceksin.

Otostopa başlıyorsun İzmir’in neredeyse şehir sayılabilecek bir yerinden (şehirlerarası otostop şehir dışına çıkıp yapılır) 2 3 araçla ve epey yürüyüşle anca şehir dışına çıkıyoruz. Sonra Kuşadası’na giden 2 Hollanda’lı eleman alıyor. Kuşadası’na varmadan çok daha önce ayrılmamız gerekiyor bodrum yolu için. Babamın ve ninemin mezarını görmek için yolu uzatarak adamlarla Kuşadası’na gidiyoruz. Tutarlar, yolumuzdan oluruz diye; adada amcamın işyerinin önünden saklanarak geçiyorum, halamlara ve kuzenlerime yakalanmamaya dua ederek. Kabir ziyaretleri. Otostopa devam. Hee!.. Bu arada kafalarımız iyi. Hollanda’lı elemanlarla takıldık yolda. Düşünsene fatihayı gülerek, yarı okuyoruz -hatırlamak güç tabiiJ- yolda 8 çizerek yürüyoruz. Artık yola düşme vakti. Kuşadası çıkışına kadar yürüyoruz, terminalin karşısından bir yerden başlıyoruz otostopa. Zaten son iki haftadır beynimiz uyuşmuş gibiydik Merih’le. Sürekli gülüyoruz eften püften esprilere ve düşünüşümüz hep aynı, esprilerimizi tamamlıyoruz. Aynı kişinin suretleri gibi olduk. Ve yolda açlık, susuzluk dinlemeden tam anlamıyla tiye alarak kaldırıyoruz kollarımızı, biraz da yolun kısalığından cesaret alarak. Sürekli şarkıları değiştirerek soyluyoruz. Çoğu zaman yerlerde buluyoruz kendimizi, otostopta olduğumuzu unutmuş bir şekildeJ Toparlanıp otostop çekmeye devam ediyoruz. Düşünsene zaten bu şekildeyken bir de beyinlerimizi iyice uyuşturduk :) eğlence iki kat. Ama alan insan sayısı oldukça azalıyor tabii…
Sonra eve varabiliyoruz aksama doğru. Güzel yemekler, tatlılar, sevgi, saadet... Bu kısmı bir daha yazmayacağım sen açık gördüğün her araya ekleyebilirsin :)


Ertesi gün motosiklete atlıyoruz küçük bir motor koca iki adam ve iki sırt çantasını yüklüyoruz motora. Tırmanmaya gidiyoruz. 25 km uzakta bir kaya. Tabii inişlerde motorun yükü çok olduğu için 80 90 km\sa hız görüyoruz ibrede, durmak kolay olmuyor her seferinde. Henüz acemi sayılacağımız için alamadığımız birkaç viraj geçiyoruz inerken ama Allahtan karsıdan araç gelmiyor :) yasıyoruz yine :) sonra güzel tırmanış. Dönüş yolunda büyük yokuşlardan ilkinde, teker patlıyor. -–Haydaaa! N’pçaz yürüsek mi motoru iterek, çok ağır. Olmaz. --Teker patlakken sürelim, olmaz çok zarar görür. --En iyisi otostop kuzum, motorla zor olacak ama alan olur elbet. Elimizi kaldırdığımız ilk minibüs, duruyor. Adamlar iniyor yardım ediyorlar ve motoru arkaya atıyoruz. Yokuş iniş ve virajlarla dolu bir yol. Üstüne çıkıyorum motorun ve sıkıca tutunuyorum, bir yandan da Merih tutuyor aleti. Savrula savrula ilerliyoruz, kollarım ağrıyor, motoru düşürmüyecem diye yapışmışım korkuluklara. Sonra adamlar, sağolsunlar lastikçinin önüne kadar götürüyorlar bizi. Eve dönüyoruz lastiği yaptırıp.

Ertesi gün, yine tırmanış.
3. gün dinlenmeliyiz zira yarın bir daha tırmanacağız. Yüzmeye karar veriyoruz, aktif dinlenme hesabıı. Önce havuza giriyoruz, ruhsuz geliyor. Deniz suyunu özlemişiz. Denize gidiyoruz. Bizim sahil çok sakin ve nedense su soğuk geliyor, cesaret eden çıkmıyor. Sonra Gündoğan’a gidiyoruz, atlama yapabileceğimiz bir iskele var diye. Bu defa motorda 3 kişiyiz, abi de ekleniyor. Ama bu şekilde çok fazla gidemeyiz, çooook tehlikeli. Birimiz otostopla geliyor. Yüzüyoruz, eğleniyoruz. Şezlonglara para vermek istemediğimiz için iskeleye bırakıyoruz eşyalarımızı. "acaba görenler maganda sanmışlar mıdır bizi?" diye düşünüyoruz. çünkü bu mevsimde henüz tatilci çok az, onlarda kahvelerde oturuyor, yüzen çok az. Başlıyoruz maganda taklidi yapmaya, saçma sapan eğleniyoruz. Kimse adam gibi atlamıyor suya, kimsenin kulaçları düzgün değil, kavga ediyoruz suyla… Eğleniyoruz böyle küçük şeylerle :) sanırım henüz otun etkisi sürüyor :)


Sonra dönüş yolu. Gerçek bir işkence. Başlangıç iyiydi. Sürekli bir araç alıyor, kısa mesafede olsa. Ve çok hızlı ilerliyoruz ilk 2 saatlik yolda. Hatta yolun en basında bizi almayan 5 6 araçla sürekli karşılaşıyoruz. Önce suratımıza bakmamışlardı, 2. 3. karşılaşmadan sora el sallayıp gülümsüyorlar. İzmir’e sadece 1 saat kaldı ama lanet otoban girişindeyiz. Ve 3 saat tek bir araç bile durmadı. En azından "nereye çocuklar?" diyen biri bile olamadı. Çıldırmak üzereyiz. Güneş mahvetti bizi, suyumuz da bitti… Aydın-İzmir otobanında İzmir’e doğru gitmeliyiz. Ama önümüzde duran ilk araca atlıyoruz, her ne kadar İzmir’in aksi yönünde Aydın’a gidiyor olsa da :) Düşünsene durumumuzu, ters yöne gitmeye razı oluyoruz, o lanet noktadan kurtulabilmek için. 3 saat güneş yemişiz, suyumuz tükenmiş ve hava gerçekten çok sıcak. Bindiğimiz tır, saray gibi geliyor. Adam “neden bindiniz?” diyor, “Abi burdan daha iyi bir nokta buluruz” diyoruz. Adamla 30 dak gittikten sonra daha iyi olduğunu düşündüğümüz bir noktada elimizi kaldırır kaldırmaz bir araç alıyor ve f.Altay caddesine kadar geliyoruz. Bir ara asla İzmir’e varamayacağımızı sanmıştık. Sonunda İzmir’deyiz. İnanamıyoruz tabiii. Aptal gibiyiz sadece birbirimize bakıyoruz ve hafif tebessüm suratımızda. Güneş sevincimizi bile kurutmuş :)

İşte “onsıght yasamak” bu, anlıyor musun? Sadece hangi rotayı çıkmak istediğine karar veriyorsun ve adım atıyorsun gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Bazen zorlanıyorsun, bekliyorsun, ama düşmemelisin; yoksa "onsıght" olmaz. İşte böyleee. Aslında bu 1 haftayı defterime de yazmak istiyordum ama defterim Bursa’da. Ayrıntıları unutmadan sana yazmak güzel oldu.
Hoşça kal Piliç…


Yazan : C. Utku Yakar

2 yorum:

AYSE CAN dedi ki...

NO COMMENT:)

Adsız dedi ki...

arapcım tebrik edrim gayet başarılı bir çalışma olmuş