Ana içeriğe atla

Üretim

Türkiye'nin ekonomik görünümüne bakılınca kendi kendisine yetme kapasitesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Temel sorun üretim yapamamak da değil bence etkin üretim yapamamak. Tabi şunu da belirtmek gerekebilir üretim yapamamak da önemli bir sorun; daha doğrusu sorun aslındakendisine yetememe bağlamında tüketimini kendi üretimiyle karşılayamama durumu. Peki neden kendimize yetemiyoruz ya da olması gereken düzeyde etkin üretim (birim girdi başına daha fazla çıktı ile ortlamama maliyetlerin optimizasyonu) yapamıyoruz? Buradaki iki önemli durumdan bir tanesi sosyo-ekonomik temelde diğeri gelişmişlik (her anlamda) temelinde tartışılıyor.


İlkinde öne çıkan konu gelir dağılımındaki çarpıklığın geçmişe göre gittikçe artıyor olması. Ülke olarak gelirimiz reel anlamda(enflasyondan arındırılmış satın alma gücünün değişimi anlamında) artıyor olabilir ancak, ülkedeki yerleşik düşük ve orta düzey gelir grubunun gelir artış hızı ile yüksek gelir grubunun gelir artış hızının ciddi manada fark göstermesi yukarıdaki ilk sorunun temel nedenlerinden biri haline gelmeye başlıyor. Şöyle ki; gelir düzeyi yüksek olan sınıfın gelir artış hızı arttıkça yurtdışı tüketim talebi (bir anlamda ithalat) artıyor. Bu tek başına bir neden değil ama önemli bir neden gibi geliyor bana. Ne olacak yurtdışı tüketim talebi artıyorsa diyebiliriz ancak derken şunu düşünmeliyiz bence; bunu demek dışa bağımlılığın artması ve yurtiçi üreticinin zorlanması dır biraz da.


İkinci soruna gelirsek; ikinci sorun üretimsel olarak gelişmişlik düzeyinin rekabette bizim yerli üretimimizi zor durumda bırakması. Burada çuvaldızı biraz daha kendimize batırmamız gerekebilir. Bu sorunun altındaki temel faktörlerin başında bence teknolojik altyapı/gelişmişlik ve küçük ölçeklilik geliyor. Son zamanlardaki örneklerden ve yaşananlardan örneklemek gerekirse; gıda sektörünü( veya tarım) ele almak iyi olabilir. Bildiğim kadarıyla ülkemiz temel tarım ürünlerinde ki bunlar mercimek, pirinç, buğday ürünlerinde net ithalatçı pozisyonunda. Bu şu demek; biz nette dışarıdan alıyoruz bu ürünleri. Şimdi ülkemin her yerinde toprakğına çekirdek kabuğu atsam o ayçiçeği tarlası biter, karpuz çekirdeği yere düşse karpuz tarlası kendiliğinden oluşur diyerek tribünlere konuşmak kolaydır. Ülkemizin topraklarının çok verimli olduğu doğru ancak bizim üretim tekniklerimiz maalesef o kadar verimli değil. Tarım politikaları da ayrı bir zorluk çıkartabiliyor. Örneğin tarımsal desteklemenin ürün bazında değil de toprak/tarla sahibi bazında yapılması ile yerel üretim desteklenemiyor. Bu sefer o tarımsal desteği alan toprak sahibi üretimi yapmasa da (ki yurtdışından almak daha ucuza geldiği için de olabilir) o yardımı almış duruma gelebiliyor. Bu da tabiki üretimi desteklemeyen, hatta verilen bu destekle üreteceği ürünü (ör:mercimek) yurtdışından ithal eden toprak sahipleri veya çiftçiler ortaya çıkarmaya başlıyor. Bu noktada teknolojik olarak gelişmemiz kaçınılmaz; sulama teknikleri, tohumlama, toprak niteliğinin geliştirilmesi...vb. Burada herkesin taşın altına elini atması gerekir. Çünkü yurtdışındaki üreticiler bu metodlarla bire beş alınacak üründen, bire on belki yılda 2 hasatta alıyorlar. Bu da onların birim maaliyetini ucuza getirmelerini ve ürettikleri ürünleri fiyatını düşük tutarak rekabette öne geçmelerini sağlıyor. İkinci önemli nokta biraz daha yapısal bir sorun; biz küçük ölçekliyiz (biraz da küçük olsun benim olsun mantığı) yurtdışındaki üreticiler ise büyük ölçekli. Google earth'ten bakıldığında bile bu durum gözlenebiliyor. Şöyle ki; örneğin Hollanda'nın tarım arazilerine bakıyorsunuz bizdeki 30-40 toprak sahibinin birleşince oluşturabileceği tek bir tarla sanki tek bir parsel gibi görünüyor. Bu da büyük ölçekte üretim yapmayı olanaklı kılıyor. Böylece ürün başına ortalama maliyetler ciddi anlamda düşürülmüş, kaynak kullanımı (ör: 30- 40 traktör, 10-20 biçerdöver yerine 3 traktör, 2 biçer döver) etkinleştirilmiş oluyor. Bizdeki bu sorun daha öncede belirttiğim gibi yapısal bir sorun ancak değişmesi güç de olsa değişmesi ve çağın kuoşullarına ayak uydurması uzun zaman yaymadan gerekli.


Uzun lafın kısası verimli topraklara sahip ülkemize sahip çıkmamız her geçen gün daha da şart hale geliyor.

Yorumlar