Ana içeriğe atla

Bazı(!) Sistemler Nasıl Çalışır?

Sistemin çalışma prensipleri detaylarında ufak değişmeler göstermekle beraber temelinde aynıdır. Sistem susarak (kapalı/zımni) planlanan ve işletilen, genelde zorlamaya dayalı bir prensip üzerine işler. Burada önemli olan sisteme ayak uydurmayanın elenmesi ve sistemde köşe başlarının çeteleşme marifetiyle tutulmasıdır. İşin iyi/hakkıyla yapılmasından daha önemlisi işin kimin tarafından yapıldığıdır. İşi yapan/icra eden kişiler söz konusu çete ekibinden kişilerse işin nasıl yapıldığının hiçbir önemi yoktur. Eğer kişi mensup değilse; işin ufak aksaklıklarla yapılması ilgili çıkar grubunca sabote edilmesi suretiyle işin tamamen hatalı yapıldığına vurgu yapan kulaktan dolma bilgi yayılımı süreci (adam yeme sanatı) başlatılır. Eğer iş mensup olmayan kişi tarafından iyi yapıldıysa, bu sefer ilgili kişi özel hayatına kadar yine kulaktan kulağa yayma metodu kullanılarak ret edilmeye çalışılır. Buraya kadar ki süreçte çıkar grubunca amaç için her şey mubah sayılır. Kişilerin özel hayatından, bakışına, yürüyüşüne kadar her türlü olumsuz bilgi yayma süreci işler. En baştan bu çıkar grubunun oluşumunda bu kişileri birleştiren temel maya toplumda sağlam bir manevi özelliğin kötüye kullanılmasıdır. Bu manevi özelliğin dokunulmazlığının arkasına sığınılarak her türlü amaca ulaşmak için icraatlarına başlar ve devam ederler. Bunların inancı tamamen pragmatistliktir, temelde manevi özellikleri sıfıra yakın seviyelerde seyreder. Koyu muhafazakar gözükürler ancak içlerinde inanç namına hiçbir şey yoktur. Vatansever gözükürler ama yine kendi çıkarları uğruna gözlerini kırpmadan bu toplumsal manevi özellikten de nemalanırlar. Köşe başlarını tutarak kendi kafa yapılarındaki kişileri yanlarına almak suretiyle bu yapının harcını sağlamlaştırırlar. Kale bir kere sağlam bir yapıya ulaştığında diğer “gözü açık” olarak adlandırılan kişiler birçok özelliklerinden ödün vererek ilgili çıkar grubunun mensubu haline gelmek için adeta yarışırlar. Sonuçta ne mi olur? Sonuçta; bu anlayış bir sistem olur yani genel kabul görmüş bir yapı haline gelir.

Susma ve konuşturmadan istediklerini yapma ve yaptırtma anlayışı önemli bir araçtır. Kendilerine hiçbir şekilde eleştiri ve söz gelmemesi amaçlanır. Oysa kendileri “diğerleri” hakkında her türlü olumsuz konuşmayı ve davranışı olay yapmayı önemli bir araç olarak kullanırlar. Bu yapıya yatkın veya öyle gözüken kişiler de mensup yapılarak sorgulanamaz yapı güçlendirilir. Oysa onlara göre “karşı tarafta” gerçekleşen her şey en acımasız şekilde eleştirilir. Bu sistemik yapı bu çıkar gruplarına çok kazançlı bir ortam sağlar. Bunun altında yatan asıl neden normal koşullarda bu gruba mensup olan kişilerin verilen işi diğer kişiler kadar hakkınca yapamamasıdır. Bu yüzden bu kişiler bu özelliklerini bildikleri için farklı bir şekilde tüm ahlaki kuralları hiçe sayarak böyle kendilerine özgü bir yöntemi genel geçer, zımni kural haline getirmişlerdir. Aslına bakılırsa bu grupların, sorgulamadan büyüyen bireylerden oluşmaları bu sistemin oluşumunun en temel nedendir. Yani sorgulamadan öğrenilemeyen ve sonuçta verilen işi icra edememe sonucuna kadar giden yaşamdan elemine olmamak için, kendilerine has bu yapı oluşturulmuştur. Genel düşünüldüğünde böyle bir ülkede bu yapı %85-90 oranında yönetilen kurumların (özellikle devlet) temel yönetim anlayışı haline gelmiştir. Geri kalan %10’luk kesimin %95’i özel sektör kurumlarıdır denilebilir. Zaten bunlar sektöründe uluslararası rekabet yapabilen kuruluşlardır. Bu kurumlarda işi hakkıyla yapanlar başa gelir. Bu kurumlarda ise birincil ölçüt budur.

Daha da geniş bakıldığında sistemin bu yapısı etkin çalışamayan bir ekonomik bütün ortaya çıkartır. Zaten ilgili çıkar gruplarınca önemli olan, bütünün çıkarı değil kendi özel grubunun çıkarıdır. Zaten bu da maksimize edilmiştir. Bir adım daha ötesi düşünülürse; bu yapının toplumsal olarak bir kültür haline gelerek bireylerin aile hayatından, özel hayatına kadar yansıması olacaktır. Aile içi iletişimsizlikler ve otoriter ilişkiler toplumsal olarak kutuplaşmış, sadece kendi çıkarını düşünen, duyarsız bireyler yetişmesine neden olacaktır. Zaten Türkiye’nin de şimdiki hali de bu duruma benzer değil midir?

Yorumlar