Bitcoin yaratıcı ödeme ağı ve yeni bir para birimidir.
Bitcoin eşler arası teknolojiyi kullanarak ana otorite veya banka olmadan çalışır. İşlemlerin yönetimi ve bitcoinlerin dağıtımı toplu olarak ağ tarafından idare edilir. Bitcoin açık kaynaklıdır; tasarımı halka açıktır, kimse Bitcoin'e sahip değildir ve onu kontrol edemez, herkes katılabilir. Bitcoin kendine has birçok özelliği sayesinde diğer ödeme yollarıyla yapılamayacak çok farklı ödemelerin üstesinden gelebilir.
Bugün 1 bitcoin 200 USD civarında değere sahiptir. Kimileri bunun bir balon olduğunu, bu kadar değerli olmaması gerektiğini söylese de piyasalardaki olumsuz durum bitcoin in değerinin artmasına neden olmakta.
Kaynak:
http://bitcoin.org/tr/
http://en.wikipedia.org/wiki/Bitcoin
Bilgisayar alanından hareketle yaşamla ilgili her şeyi paylaşmaya çalışan arkadaşların oluşturduğu kollektif bir günlüktür.
Finans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Finans etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Bitcoin, Sanal Ortam Para Birimi
Üretim
Türkiye'nin ekonomik görünümüne bakılınca kendi kendisine yetme kapasitesi gün geçtikçe zorlaşıyor. Temel sorun üretim yapamamak da değil bence etkin üretim yapamamak. Tabi şunu da belirtmek gerekebilir üretim yapamamak da önemli bir sorun; daha doğrusu sorun aslındakendisine yetememe bağlamında tüketimini kendi üretimiyle karşılayamama durumu. Peki neden kendimize yetemiyoruz ya da olması gereken düzeyde etkin üretim (birim girdi başına daha fazla çıktı ile ortlamama maliyetlerin optimizasyonu) yapamıyoruz? Buradaki iki önemli durumdan bir tanesi sosyo-ekonomik temelde diğeri gelişmişlik (her anlamda) temelinde tartışılıyor.
İlkinde öne çıkan konu gelir dağılımındaki çarpıklığın geçmişe göre gittikçe artıyor olması. Ülke olarak gelirimiz reel anlamda(enflasyondan arındırılmış satın alma gücünün değişimi anlamında) artıyor olabilir ancak, ülkedeki yerleşik düşük ve orta düzey gelir grubunun gelir artış hızı ile yüksek gelir grubunun gelir artış hızının ciddi manada fark göstermesi yukarıdaki ilk sorunun temel nedenlerinden biri haline gelmeye başlıyor. Şöyle ki; gelir düzeyi yüksek olan sınıfın gelir artış hızı arttıkça yurtdışı tüketim talebi (bir anlamda ithalat) artıyor. Bu tek başına bir neden değil ama önemli bir neden gibi geliyor bana. Ne olacak yurtdışı tüketim talebi artıyorsa diyebiliriz ancak derken şunu düşünmeliyiz bence; bunu demek dışa bağımlılığın artması ve yurtiçi üreticinin zorlanması dır biraz da.
İkinci soruna gelirsek; ikinci sorun üretimsel olarak gelişmişlik düzeyinin rekabette bizim yerli üretimimizi zor durumda bırakması. Burada çuvaldızı biraz daha kendimize batırmamız gerekebilir. Bu sorunun altındaki temel faktörlerin başında bence teknolojik altyapı/gelişmişlik ve küçük ölçeklilik geliyor. Son zamanlardaki örneklerden ve yaşananlardan örneklemek gerekirse; gıda sektörünü( veya tarım) ele almak iyi olabilir. Bildiğim kadarıyla ülkemiz temel tarım ürünlerinde ki bunlar mercimek, pirinç, buğday ürünlerinde net ithalatçı pozisyonunda. Bu şu demek; biz nette dışarıdan alıyoruz bu ürünleri. Şimdi ülkemin her yerinde toprakğına çekirdek kabuğu atsam o ayçiçeği tarlası biter, karpuz çekirdeği yere düşse karpuz tarlası kendiliğinden oluşur diyerek tribünlere konuşmak kolaydır. Ülkemizin topraklarının çok verimli olduğu doğru ancak bizim üretim tekniklerimiz maalesef o kadar verimli değil. Tarım politikaları da ayrı bir zorluk çıkartabiliyor. Örneğin tarımsal desteklemenin ürün bazında değil de toprak/tarla sahibi bazında yapılması ile yerel üretim desteklenemiyor. Bu sefer o tarımsal desteği alan toprak sahibi üretimi yapmasa da (ki yurtdışından almak daha ucuza geldiği için de olabilir) o yardımı almış duruma gelebiliyor. Bu da tabiki üretimi desteklemeyen, hatta verilen bu destekle üreteceği ürünü (ör:mercimek) yurtdışından ithal eden toprak sahipleri veya çiftçiler ortaya çıkarmaya başlıyor. Bu noktada teknolojik olarak gelişmemiz kaçınılmaz; sulama teknikleri, tohumlama, toprak niteliğinin geliştirilmesi...vb. Burada herkesin taşın altına elini atması gerekir. Çünkü yurtdışındaki üreticiler bu metodlarla bire beş alınacak üründen, bire on belki yılda 2 hasatta alıyorlar. Bu da onların birim maaliyetini ucuza getirmelerini ve ürettikleri ürünleri fiyatını düşük tutarak rekabette öne geçmelerini sağlıyor. İkinci önemli nokta biraz daha yapısal bir sorun; biz küçük ölçekliyiz (biraz da küçük olsun benim olsun mantığı) yurtdışındaki üreticiler ise büyük ölçekli. Google earth'ten bakıldığında bile bu durum gözlenebiliyor. Şöyle ki; örneğin Hollanda'nın tarım arazilerine bakıyorsunuz bizdeki 30-40 toprak sahibinin birleşince oluşturabileceği tek bir tarla sanki tek bir parsel gibi görünüyor. Bu da büyük ölçekte üretim yapmayı olanaklı kılıyor. Böylece ürün başına ortalama maliyetler ciddi anlamda düşürülmüş, kaynak kullanımı (ör: 30- 40 traktör, 10-20 biçerdöver yerine 3 traktör, 2 biçer döver) etkinleştirilmiş oluyor. Bizdeki bu sorun daha öncede belirttiğim gibi yapısal bir sorun ancak değişmesi güç de olsa değişmesi ve çağın kuoşullarına ayak uydurması uzun zaman yaymadan gerekli.
Uzun lafın kısası verimli topraklara sahip ülkemize sahip çıkmamız her geçen gün daha da şart hale geliyor.
VOB...
Herkese iyi akşamlar hatta geceler belkide ( J)
Günlük’e giremedim bayağıdır...VOB’la ilgili yazdıklarıma eleştiri, yorum gelmesi sevindirdi beni açıkcası. Aslında çok haklı eleştiri ve yorumlar farkındayım.Belki farklı bir açıdan bakmanızı sağlayabilirsem ne mutlu bana...
Osman’ın maymun hikayesi çok güzelmiş, bunu söylemek isterim. Hikayedeki köylüler, maymun satın alıcısı (yada dolandırıcı diyelim) ve onun yardımcısı üzerine tek tek düşünülmesi gerekir belki de. Mağdur olan köylüler (aslında biraz kurnazlık da var) ve dolandırıcılar.
Emre kapsamlı bir değerlendirme yapmışsın, gerçekten çok sevindim; özellikle emek harcamadan kazanma bölümü dikkatimi çekti, bir de Thales bölümü. Aslında sadece kendi fikrimi belirtirsem; bana göre dünyadaki her meslekte emek harcamadan kazananlar veya emeğiyle doğru orantılı olarak kazanmayanlar var. Ancak; bence temelinde faydalı olması amacıyla kurulan, düzenlenen veya herneyse oluşturulan yada keşfedilen yararlı kurumlar, yöntemler, buluşlar üzerine o kurumu, yöntemi veya buluşu, o kurumdan/buluştan emeğiyle ekmek yiyenleri ve gerçek amacına hizmet edenleri de göz ardı etmeden eleştiri yapabiliriz.
Bir diğer konuda; aracı kurumlarla ilgili olarak da var olan malı daha da pahalılaştıran fahiş farklar ortaya çıkaran kurumlar değiller aslında. Şöyle ki; onlar kurulan yapının bir parçası, yaptıkları herşey Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa(IMKB) tarafından denetim ve gözetim altında. Belki şöyle diyebilirim; onlar şu anda piyasada olmayan(zamanında cirit atan veya günümüzde/şu an yurtdışında var olabilen) bankerlerin, tefecilerin yerine kurallı bir işleyiş getirmek ve küçük sermayedarın yatırımlarını güvence altına almak amacıyla denetleyici kurumların izniyle (ki bu izni almak zordur; bankalar gibi) kurulmuş kurumlar. Belki farklı bir bakış açısı olabilir...
Borsa’da asıl amaç; üreticilerin daha uzun vadeli borçlanabilme şanslarını artırmaktır. Bizim ülkemizdeki gibi uzun yıllar boyunca kısa vadede çok yüksek faizlerle borçlanabilen (yatırım yapmak/üretim yapabilmek için) firmalar için uzun vadeli kaynak bulmak çok güç idi. Düşünsenize; bir üretici/sanayici olarak mal üretiyorsunuz o malı üretip satmanız kar etmeniz 2-3 senenizi alıyor ama bu malı finanse edebilmek için ancak 6-7 ay vadeli ve çok yüksek faizli kaynak bulabiliyorsunuz. Olması gereken o malın/yatırımın üreticisine kar getirdiği zaman dilimiyle orantılı olarak kaynak sağlamaktır (2-3 senelik kaynak/finansman). İşte bunu bankalar 2000’li yılardan önce sağlayamıyorlardı. En fazla 12-15 aylık yatırım kredileri veriyorlardı. Burada Borsa devreye girdi; üretici firmaların hisse senetlerini/tahvillerini uzun vadeye yaymak amacıyla borçlanmalarını sağladı/sağlıyor. Bu arada Borsa’da amacı kötüye kullanmak isteyenler olabilir ama bu onun amacının kötü olduğu anlamına gelmemeli bence... Mesela; bilgisayar icat edildi; insanlığa faydalı olsun diye...Ancak füzeleri ateşleyen, insanları öldüren de bilgisayar sistemleri değil miydi...Veya daha geniş düşünürsem; bilim??? Atom bombasınının formülü üst derece bilimsel formüller değil miydi???...Şimdi sadece bu açıdan bakarsak “bilim”i dar ağacında sallandırmamız gerekir...Söylemek istediğim buydu...
Borsa, piyasa, para, ekonomi vb. bilimsel buluşların da temel ortaya çıkış amacı yarar sağlamaktır; ha sağlamışlar mıdır bence evet...
Fazla zamanınızı almak istemem, var olan/işler bir sistemi okuyanlara bildiğim/öğrendiğim kadarıyla aktarmaya devam etmek isterim.
Sevgiler...
Günlük’e giremedim bayağıdır...VOB’la ilgili yazdıklarıma eleştiri, yorum gelmesi sevindirdi beni açıkcası. Aslında çok haklı eleştiri ve yorumlar farkındayım.Belki farklı bir açıdan bakmanızı sağlayabilirsem ne mutlu bana...
Osman’ın maymun hikayesi çok güzelmiş, bunu söylemek isterim. Hikayedeki köylüler, maymun satın alıcısı (yada dolandırıcı diyelim) ve onun yardımcısı üzerine tek tek düşünülmesi gerekir belki de. Mağdur olan köylüler (aslında biraz kurnazlık da var) ve dolandırıcılar.
Emre kapsamlı bir değerlendirme yapmışsın, gerçekten çok sevindim; özellikle emek harcamadan kazanma bölümü dikkatimi çekti, bir de Thales bölümü. Aslında sadece kendi fikrimi belirtirsem; bana göre dünyadaki her meslekte emek harcamadan kazananlar veya emeğiyle doğru orantılı olarak kazanmayanlar var. Ancak; bence temelinde faydalı olması amacıyla kurulan, düzenlenen veya herneyse oluşturulan yada keşfedilen yararlı kurumlar, yöntemler, buluşlar üzerine o kurumu, yöntemi veya buluşu, o kurumdan/buluştan emeğiyle ekmek yiyenleri ve gerçek amacına hizmet edenleri de göz ardı etmeden eleştiri yapabiliriz.
Bir diğer konuda; aracı kurumlarla ilgili olarak da var olan malı daha da pahalılaştıran fahiş farklar ortaya çıkaran kurumlar değiller aslında. Şöyle ki; onlar kurulan yapının bir parçası, yaptıkları herşey Sermaye Piyasası Kurulu ve Borsa(IMKB) tarafından denetim ve gözetim altında. Belki şöyle diyebilirim; onlar şu anda piyasada olmayan(zamanında cirit atan veya günümüzde/şu an yurtdışında var olabilen) bankerlerin, tefecilerin yerine kurallı bir işleyiş getirmek ve küçük sermayedarın yatırımlarını güvence altına almak amacıyla denetleyici kurumların izniyle (ki bu izni almak zordur; bankalar gibi) kurulmuş kurumlar. Belki farklı bir bakış açısı olabilir...
Borsa’da asıl amaç; üreticilerin daha uzun vadeli borçlanabilme şanslarını artırmaktır. Bizim ülkemizdeki gibi uzun yıllar boyunca kısa vadede çok yüksek faizlerle borçlanabilen (yatırım yapmak/üretim yapabilmek için) firmalar için uzun vadeli kaynak bulmak çok güç idi. Düşünsenize; bir üretici/sanayici olarak mal üretiyorsunuz o malı üretip satmanız kar etmeniz 2-3 senenizi alıyor ama bu malı finanse edebilmek için ancak 6-7 ay vadeli ve çok yüksek faizli kaynak bulabiliyorsunuz. Olması gereken o malın/yatırımın üreticisine kar getirdiği zaman dilimiyle orantılı olarak kaynak sağlamaktır (2-3 senelik kaynak/finansman). İşte bunu bankalar 2000’li yılardan önce sağlayamıyorlardı. En fazla 12-15 aylık yatırım kredileri veriyorlardı. Burada Borsa devreye girdi; üretici firmaların hisse senetlerini/tahvillerini uzun vadeye yaymak amacıyla borçlanmalarını sağladı/sağlıyor. Bu arada Borsa’da amacı kötüye kullanmak isteyenler olabilir ama bu onun amacının kötü olduğu anlamına gelmemeli bence... Mesela; bilgisayar icat edildi; insanlığa faydalı olsun diye...Ancak füzeleri ateşleyen, insanları öldüren de bilgisayar sistemleri değil miydi...Veya daha geniş düşünürsem; bilim??? Atom bombasınının formülü üst derece bilimsel formüller değil miydi???...Şimdi sadece bu açıdan bakarsak “bilim”i dar ağacında sallandırmamız gerekir...Söylemek istediğim buydu...
Borsa, piyasa, para, ekonomi vb. bilimsel buluşların da temel ortaya çıkış amacı yarar sağlamaktır; ha sağlamışlar mıdır bence evet...
Fazla zamanınızı almak istemem, var olan/işler bir sistemi okuyanlara bildiğim/öğrendiğim kadarıyla aktarmaya devam etmek isterim.
Sevgiler...
VOB Eleştirisi - 3
Bize sunulan hayatın temel taşı para. Para ise ekonomi ve finans kelimeleri ile ifade ettiğimiz, mevcut sistemin devamını sağlayan bu iki temel çarkın suyu.
Bu iki çark arada bir aksasa da sürekli dönüyor; üstelik her gün biraz daha güçlü her gün biraz daha ezici dönüyor. Son günlerde günlüğümüzdeki konular arasına finans girdi, dolayısıyla para girdi. İlk başta itici gelebilir, ama bu konunun günlüğe giriş nedeni yazarların yada okuyucuların parayı çok sevmesi değil; mevcut yapıyı çok beğenmesi de değil. Bu yapıyı öğrenmenin gerekliliği.
Ekonomistler, daha önce okuyup da üstüne çok düşünmediğimiz, varolan yapıyı koruyucu hatta geliştirici, sürekli çalışabilir sistemler kurmuşlar. Borsa da bunlardan biri. Bana kalırsa bize düşen, üretim ve emek temelli bu sistemlerin her adımını anlamak. Emre'nin dediği gibi gerekirse araştırıp öğrenmek ve göçertmek.
Yazılanlardan, eleştirilerden ve okuduğum birkaç şeyden kendimce birkaç çıkarsama yaptım:
-İnsan hayatı çalışırken satın alınıyor. Her insan çalışırken emek ve zaman verir, ve bu emek/zaman belli bir ücret karşılığında satın alınır. O halde, sonuçta satın alınan şey insanın hayatıdır.
-Hepimiz bu sistemde birer oyuncuyuz, ama az ama çok; paraya hizmetse hepimiz hizmetteyiz.
-Aslında bir iş yapmıyoruz; sadece başkalarının bu sistemde önceden belirlediği işlerde emek/zaman vererek bir iş yaptığımızı sanıyoruz.
Biz uzman değiliz, olsak da hayatın çözümlemesini yapmak eskisi kadar kolay değil. Çok karmaşık ilişkiler, bütünleşik yapılar ancak tartışılarak anlaşılıp öğrenilebilir. Kendi adıma, daha önce hiç düşünmediğim olgu ve eleştirileri okuyabildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorum. Herkesin eline sağlık. Bildiğimizi paylaşırsak hepimiz fikir sahibi olmaya ve düşünmeye devam ederiz.
Bu iki çark arada bir aksasa da sürekli dönüyor; üstelik her gün biraz daha güçlü her gün biraz daha ezici dönüyor. Son günlerde günlüğümüzdeki konular arasına finans girdi, dolayısıyla para girdi. İlk başta itici gelebilir, ama bu konunun günlüğe giriş nedeni yazarların yada okuyucuların parayı çok sevmesi değil; mevcut yapıyı çok beğenmesi de değil. Bu yapıyı öğrenmenin gerekliliği.
Ekonomistler, daha önce okuyup da üstüne çok düşünmediğimiz, varolan yapıyı koruyucu hatta geliştirici, sürekli çalışabilir sistemler kurmuşlar. Borsa da bunlardan biri. Bana kalırsa bize düşen, üretim ve emek temelli bu sistemlerin her adımını anlamak. Emre'nin dediği gibi gerekirse araştırıp öğrenmek ve göçertmek.
Yazılanlardan, eleştirilerden ve okuduğum birkaç şeyden kendimce birkaç çıkarsama yaptım:
-İnsan hayatı çalışırken satın alınıyor. Her insan çalışırken emek ve zaman verir, ve bu emek/zaman belli bir ücret karşılığında satın alınır. O halde, sonuçta satın alınan şey insanın hayatıdır.
-Hepimiz bu sistemde birer oyuncuyuz, ama az ama çok; paraya hizmetse hepimiz hizmetteyiz.
-Aslında bir iş yapmıyoruz; sadece başkalarının bu sistemde önceden belirlediği işlerde emek/zaman vererek bir iş yaptığımızı sanıyoruz.
Biz uzman değiliz, olsak da hayatın çözümlemesini yapmak eskisi kadar kolay değil. Çok karmaşık ilişkiler, bütünleşik yapılar ancak tartışılarak anlaşılıp öğrenilebilir. Kendi adıma, daha önce hiç düşünmediğim olgu ve eleştirileri okuyabildiğim için şanslı olduğumu düşünüyorum. Herkesin eline sağlık. Bildiğimizi paylaşırsak hepimiz fikir sahibi olmaya ve düşünmeye devam ederiz.
VOB Eleştirisi - 2
Borsadan, borsadan bahsedenlerden, "piyasa" kelimesini kullananlardan ve kar-zarar-maliyet-para muhabbeti yapanlardan oldum olası uzak durmaya çalışıyorum. Paraya karşı bir tiksinti taşıyorum, çünkü nerde para ve paradan söz eden varsa orda "insan" yok oluyor, çiçekler soluyor, ormanlar yanıyor, arasında annelerimizin babalarımızın büyüdüğü içinde portakal ağacı dolu bahçelerimiz bin katlı beton yığını gökdelenlere dönüşüyor. O gökdelenlerde birileri para hesabı yapıyor, internetten borsayı takip ediyor, ev alıyor, kat alıyor, yat alıyor...
Ben en çok neye şaşırıyorum biliyor musunuz? Lisede beraber aynı yağmurda ıslandığınız, üniversitede aynı yöntem ile beslendiğiniz ve aynı havayı soluduğunuz arkadaşlarınız, günün birinde karşınıza birer broker olarak çıkıyorlar. Oysa bir zamanlar para pul bilmeden, bağlamadan çıkan notalara büyük bir hayranlıkla bakardık, aynı türküyle hüzünlenirdik. Aşktan, karşılıksız sevgilerden bahsederdik. Ne olduda sanal para ekseninde ortaya çıkan parite farkları Aşık Veysel'den daha önemli hal aldı? Bir takım elbise giyebilmek ve kravat takabilmek için mi bu hırs, bu duygusuzluk, bu unutkanlık? Neden sevdiklerimizi ve bizi sevenleri aldatır hale geldik?
Borsanın düşmesinden etkilenmeyen bir rüzgar yüzümüzü okşasaydı, mezara girmeden önce portakal bahçeleri içerisinde son bir kez dolaşabilseydik... Traktörlerle türküler geçseydi yanımızdan, anadoluda bir köy mezarlığında, tepemizde bir çınar...
Ben en çok neye şaşırıyorum biliyor musunuz? Lisede beraber aynı yağmurda ıslandığınız, üniversitede aynı yöntem ile beslendiğiniz ve aynı havayı soluduğunuz arkadaşlarınız, günün birinde karşınıza birer broker olarak çıkıyorlar. Oysa bir zamanlar para pul bilmeden, bağlamadan çıkan notalara büyük bir hayranlıkla bakardık, aynı türküyle hüzünlenirdik. Aşktan, karşılıksız sevgilerden bahsederdik. Ne olduda sanal para ekseninde ortaya çıkan parite farkları Aşık Veysel'den daha önemli hal aldı? Bir takım elbise giyebilmek ve kravat takabilmek için mi bu hırs, bu duygusuzluk, bu unutkanlık? Neden sevdiklerimizi ve bizi sevenleri aldatır hale geldik?
Borsanın düşmesinden etkilenmeyen bir rüzgar yüzümüzü okşasaydı, mezara girmeden önce portakal bahçeleri içerisinde son bir kez dolaşabilseydik... Traktörlerle türküler geçseydi yanımızdan, anadoluda bir köy mezarlığında, tepemizde bir çınar...
Borsanın Çalışma Mantığı
Ozan ve Emre'nin yazıları üzerine, posta kutuma gelmiş bir yazıyı burada paylaşmak istedim:
Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$dan maymun alacağını söylemiş.
Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar.
Adam, binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar azalmış, yakalaması zorlaşmış.
Köylüler tam maymun yakalamaktan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini söylemiş.
Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.
Bir süre sonra da fiyatı 25$a çıkarmış. Ancak bırak yakalamayı, maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış.
Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını, ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini, yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş.
O yokken yardımcısı köylülere demiş ki;
Şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım, siz de adam gelince ona 50$ dan satarsınız.
Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar.
Sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış.
Bir zamanlar köyün birine bir adam gelmiş ve tanesi 10$dan maymun alacağını söylemiş.
Köyde çok maymun olduğu için köylüler sevinçle ormana koşup maymunları yakalamaya başlamışlar.
Adam, binlerce maymunu 10$ dan satın alınca ortalıkta maymunlar azalmış, yakalaması zorlaşmış.
Köylüler tam maymun yakalamaktan vazgeçecekken adam tanesine 20$ vereceğini söylemiş.
Tekrar heveslenen köylüler tekrar maymunları yakalamaya başlamışlar.
Bir süre sonra da fiyatı 25$a çıkarmış. Ancak bırak yakalamayı, maymuna rastlamak bile çok zorlaşmış.
Bunun üzerine adam fiyatı 50$ a çıkardığını, ancak kendisinin işi olduğu için şehre gitmesi gerektiğini, yardımcısının onun yerine alım yapacağını söylemiş.
O yokken yardımcısı köylülere demiş ki;
Şu büyük kafesteki maymunlar var ya ben onların tamamını size tanesi 35$ dan satayım, siz de adam gelince ona 50$ dan satarsınız.
Köylüler bütün birikimlerini bir araya toplayarak bütün maymunları satın almışlar.
Sonra ne adamı ne de yardımcısını bir daha gören olmamış.
VOB Eleştirisi
Günlükte ekonomi yazıları da yayınlanmaya başladı. Oldukça değişik bir duruma geldi bizim günlük dediğimiz kollektif oluşum. Artık her türlü konudan anlıyormuşuz gibi yazı yazmaya başladık :)
Bu yazının konusunu haftalardır yazmayı düşündüğüm ve başlıkta gördüğünüz konu oluşturacak. Öncelikle ekonomi ve benzeri konularda lisansın son senesinde aldığım Ekonomi dersi dışında pek bir bilgim olmadığını söylemeliyim. O derste de Devletçi ekonomik yapıyı görmüştük. Daha doğrusu bir kaç arkadaşla dersi anlatan hocanın sosyal demokrat olduğuna karar vermiştik :).
Neyse konuyu dağıtmadan asıl eleştiri noktama geleyim. Öncelikle devam etmesi mümkün olan bir yazı dizisi hakkında yapacağım bu eleştiriyi tamamen o dizide okuduklarım, hayat tecrübelerim ve genel yargılarım çerçevesinde yaptığımı bilmenizi isterim. Herhangi bir bilimsel gerçeğe dayandırma iddiasında da olamıyorum, uzman olanların değerlendirmesi gereken bir meseledir.
Öncelikle ekonomiden, terimlerinden, borsadan, çalışanlarından o kadar haz etmem. Örneğin borsa bana emek harcamadan para kazanma yeri olarak, spekülasyonlarla başkaları üzerinden para kazanma yeri olarak gözükür. Vadeli opsiyon borsası yazıları ve Thales'in "Zekası" kafamda soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Thales bir "gaza" geliyor ve kafasını kullanarak nasıl kar yapabileceğini gösteriyor. Bu durumda bir Thales'in ne kadar başarılı bir düşünme yeteneğine sahip olduğunu görüyoruz. Benim düşünme yapım ise Thales'in başarısından, karından ziyade bu çalışma sonucu daha fazla harcama yapmak zorunda kalan çiftçileri ön plana çıkarıyor. Eğer zeytin pres makinelerini ilk sahiplerinden kiralasalardı bu arada Thales'in "zeka"sıyla kazandığı karı ödemek zorunda kalmayacaklardı. Bu Thales düşünme şekli bana zeka olarak gelmiyor. Ağır bir kelime olur mu bilmem ama bence kurnazlıktır. Günümüzde borsalarda, ticarette, vb. oluşumlarda bu kurnazlıklarla havadan para kazanan çok fazla insan vardır. Üretim araçlarını ellerinde tutanların kafalarına göre fiyat belirlemesinden bahsetmiyorum bile.
VOB bana aracılık kurumlarını da hatırlattı. Aracı kurumlar ve insanlar; insanların emekleri sonucu üretimlerini, o üretimlere ihtiyaç duyan tüketicilere iletmek için çalışırlar. Bu aktarma işleminde bu aracıların bir maliyeti olmaktadır. Bu üretilen mal bize gelene kadar aracılardan geçe geçe üreticinin hayal bile edemeyeceği bir noktaya gelmektedir. Bu şekilde doğrudan üreticiden oldukça uygun bir fiyata alabileceğimiz ürün, aracılar yüzünden akıl almaz bir fiyatla sahip olunan bir ürün olmaktadır. Bu işin bir de pazarlama, yatırım, marka, vb. bir çok maliyet sebebi var. Büyük tekstil firmalarını incelediğiniz zaman işlerini genellikle taşeron firmalara oldukça ucuz bir fiyata yaptırıp, kalite kontrolleriyle kaliteli bir ürünün üstüne kendi markalarını yapıştırarak normalde maliyeti 1 iken bize 100'e satabilmektedir.
Yazdıklarım tamamen benim çıkarsamalarım. Dedim, uzman değilim. (ama uzmanlar gibi konuşuyorum :) ) Bu düşünceleri ekonomistler, finans sektöründe çalışanlar, vb. insanlar bir şekilde göçertebilir, hay hay ama gaza gelirsem ekonomi çalışırım ben de onları göçertmeye çalışırım :D .
Bu yazının konusunu haftalardır yazmayı düşündüğüm ve başlıkta gördüğünüz konu oluşturacak. Öncelikle ekonomi ve benzeri konularda lisansın son senesinde aldığım Ekonomi dersi dışında pek bir bilgim olmadığını söylemeliyim. O derste de Devletçi ekonomik yapıyı görmüştük. Daha doğrusu bir kaç arkadaşla dersi anlatan hocanın sosyal demokrat olduğuna karar vermiştik :).
Neyse konuyu dağıtmadan asıl eleştiri noktama geleyim. Öncelikle devam etmesi mümkün olan bir yazı dizisi hakkında yapacağım bu eleştiriyi tamamen o dizide okuduklarım, hayat tecrübelerim ve genel yargılarım çerçevesinde yaptığımı bilmenizi isterim. Herhangi bir bilimsel gerçeğe dayandırma iddiasında da olamıyorum, uzman olanların değerlendirmesi gereken bir meseledir.
Öncelikle ekonomiden, terimlerinden, borsadan, çalışanlarından o kadar haz etmem. Örneğin borsa bana emek harcamadan para kazanma yeri olarak, spekülasyonlarla başkaları üzerinden para kazanma yeri olarak gözükür. Vadeli opsiyon borsası yazıları ve Thales'in "Zekası" kafamda soru işaretleri oluşmasına neden oldu. Thales bir "gaza" geliyor ve kafasını kullanarak nasıl kar yapabileceğini gösteriyor. Bu durumda bir Thales'in ne kadar başarılı bir düşünme yeteneğine sahip olduğunu görüyoruz. Benim düşünme yapım ise Thales'in başarısından, karından ziyade bu çalışma sonucu daha fazla harcama yapmak zorunda kalan çiftçileri ön plana çıkarıyor. Eğer zeytin pres makinelerini ilk sahiplerinden kiralasalardı bu arada Thales'in "zeka"sıyla kazandığı karı ödemek zorunda kalmayacaklardı. Bu Thales düşünme şekli bana zeka olarak gelmiyor. Ağır bir kelime olur mu bilmem ama bence kurnazlıktır. Günümüzde borsalarda, ticarette, vb. oluşumlarda bu kurnazlıklarla havadan para kazanan çok fazla insan vardır. Üretim araçlarını ellerinde tutanların kafalarına göre fiyat belirlemesinden bahsetmiyorum bile.
VOB bana aracılık kurumlarını da hatırlattı. Aracı kurumlar ve insanlar; insanların emekleri sonucu üretimlerini, o üretimlere ihtiyaç duyan tüketicilere iletmek için çalışırlar. Bu aktarma işleminde bu aracıların bir maliyeti olmaktadır. Bu üretilen mal bize gelene kadar aracılardan geçe geçe üreticinin hayal bile edemeyeceği bir noktaya gelmektedir. Bu şekilde doğrudan üreticiden oldukça uygun bir fiyata alabileceğimiz ürün, aracılar yüzünden akıl almaz bir fiyatla sahip olunan bir ürün olmaktadır. Bu işin bir de pazarlama, yatırım, marka, vb. bir çok maliyet sebebi var. Büyük tekstil firmalarını incelediğiniz zaman işlerini genellikle taşeron firmalara oldukça ucuz bir fiyata yaptırıp, kalite kontrolleriyle kaliteli bir ürünün üstüne kendi markalarını yapıştırarak normalde maliyeti 1 iken bize 100'e satabilmektedir.
Yazdıklarım tamamen benim çıkarsamalarım. Dedim, uzman değilim. (ama uzmanlar gibi konuşuyorum :) ) Bu düşünceleri ekonomistler, finans sektöründe çalışanlar, vb. insanlar bir şekilde göçertebilir, hay hay ama gaza gelirsem ekonomi çalışırım ben de onları göçertmeye çalışırım :D .
VOB devam...
"Piyasa" tanımını Finansal Piyasalar (Para, Sermaye ve Döviz Piyasaları) ve Finansal Olmayan Piyasalar (Emtia, Gayrimenkul, Kolleksiyon...Piyasalrı) olarak temelde ikiye ayırabiliriz. Bu iki piyasadan türetilen ürünlerin işlem gördüğü piyasa ise Türev Piyasalar (Forward, Futures, Opsiyon, Swaps) olarak adlandırılıyor.
Arkadaşlar bu piyasada kullanılan jargon hakkında da bahsetmek isterim. Mesela; "pozisyon" en genel anlamıyla sahip olunan varlıklardan yükümlülüklerin çıkarılması suretiyle bulunan fark'dır. Yani; Pozisyon=Varlıklar-Yükümlülükler. "Açık Pozisyon" veya "Short Pozisyon" ise var olan aynı tip varlıkların aynı tip yükümlülüklerden düşük olması durumudur. Ör: 1 ay vadeli (1 ay sonrası için) 1000 $ borcumuz ve 800$ alacağımız olsun. Bu durmda 200$'lık açık pozisyon taşıyoruz demektir veya 200 $ short'uz. "Long Pozisyon" ise tam tersi durumdur, ayrıca bir mala veya finansal enstrümana sahip olduğumuzda piyasada "long pozisyon aldı" denilir. Mesela; spot piyasadan 100$ satın aldığımızda piyasa jargonuyla "100 $ long'tayım" denir.
Diğerlerini hızlı hızlı geçmek isterim;
Spot Piyasa: Finansal enstrümanların alım-satım işlemlerinin ve fiziki değişiminin aynı valör(işlemin gerçekleştiği tarih) veya çok yakın valörde gerçekleşen piyasa. ör: sokaktaki döviz büfelerinden aynı anda 100YTL karşılığı 85 $ almak veya İngiltere Borsası'ndan hisse senedi almak (bu durumda işlem verilen emirden 3 gün sonra gerçekleşir).
Vadeli Piyasa: İşlemin adı üstünde spot değil belirli bir vade sonunda gerçekleştirildiği piyasalardır (Türev Piyasalar).
Hedge veya Hedging: Riski azaltma işlemi
Kullanılan en temel terimler bunlar. Yer yer yeni terimler/jargon geçerse de açıklayacağım.
Arkadaşlar özet olarak tekrarlamak isterim Türev Piyasalar'da asıl amaç, bir finansal enstrümanın (fiyat, kur, faiz) zaman içindeki belirsizliklerinden ve dalgalanmalarından var olan portföyümüzü nasıl koruruz sorusuna hizmet etmektir. Ha yan amaçlar da olabiliyor; arbitraj (alım-satım yaparak kazanç elde etme) ve spekülasyon amaçlı işlemler gibi.
Devam edeceğim...
Arkadaşlar bu piyasada kullanılan jargon hakkında da bahsetmek isterim. Mesela; "pozisyon" en genel anlamıyla sahip olunan varlıklardan yükümlülüklerin çıkarılması suretiyle bulunan fark'dır. Yani; Pozisyon=Varlıklar-Yükümlülükler. "Açık Pozisyon" veya "Short Pozisyon" ise var olan aynı tip varlıkların aynı tip yükümlülüklerden düşük olması durumudur. Ör: 1 ay vadeli (1 ay sonrası için) 1000 $ borcumuz ve 800$ alacağımız olsun. Bu durmda 200$'lık açık pozisyon taşıyoruz demektir veya 200 $ short'uz. "Long Pozisyon" ise tam tersi durumdur, ayrıca bir mala veya finansal enstrümana sahip olduğumuzda piyasada "long pozisyon aldı" denilir. Mesela; spot piyasadan 100$ satın aldığımızda piyasa jargonuyla "100 $ long'tayım" denir.
Diğerlerini hızlı hızlı geçmek isterim;
Spot Piyasa: Finansal enstrümanların alım-satım işlemlerinin ve fiziki değişiminin aynı valör(işlemin gerçekleştiği tarih) veya çok yakın valörde gerçekleşen piyasa. ör: sokaktaki döviz büfelerinden aynı anda 100YTL karşılığı 85 $ almak veya İngiltere Borsası'ndan hisse senedi almak (bu durumda işlem verilen emirden 3 gün sonra gerçekleşir).
Vadeli Piyasa: İşlemin adı üstünde spot değil belirli bir vade sonunda gerçekleştirildiği piyasalardır (Türev Piyasalar).
Hedge veya Hedging: Riski azaltma işlemi
Kullanılan en temel terimler bunlar. Yer yer yeni terimler/jargon geçerse de açıklayacağım.
Arkadaşlar özet olarak tekrarlamak isterim Türev Piyasalar'da asıl amaç, bir finansal enstrümanın (fiyat, kur, faiz) zaman içindeki belirsizliklerinden ve dalgalanmalarından var olan portföyümüzü nasıl koruruz sorusuna hizmet etmektir. Ha yan amaçlar da olabiliyor; arbitraj (alım-satım yaparak kazanç elde etme) ve spekülasyon amaçlı işlemler gibi.
Devam edeceğim...
VOB devam...
Arkadaşlar tekrar merhaba. Thales'ten devam etmek isterim. Thales, bilindiği üzere döneminin üstün zeka sahibi filozoflarındandır. Astronomi üzerinde de mısırlılardan öğrendiği teknikleri geliştirerek önemli incelemeler,araştırmalar yapmıştır. Diyeceksiniz ki, ne alakası var astronomi ile finansal piyasaların...Aslında biraz var. Thales; kurmuş o zamanlar bağlantıyı. Uzattım farkındayım. Kısaca o dönemlerde üst düzey İyon yönetici ve tüccarları Thales'in bilim adına yaptığı araştırma ve incelemelerin gerçek hayatta pek de bir işe yaramadığını iddia ederler, hatta Thales'e yer yer "madem o kadar biliyorsun o zaman bu bildiklerinle neden para kazanamıyorsun???" şeklinde çıkışırlar. Ama Thales'in asıl amacı para kazanmak değildir, ama kazanılabileceğini de uygulamalı olarak ispat etmek ister.
Thales ne yapar? Özetle Thales, o yıl hasat mevsiminde astronomi ve meteorolojik araştırmalarının sonucu olarak zeytin rekoltesini tahmin etmeye (forecasting) çalışır (şu an Ticaret Borsaları'nda mühendislerin bilimsel olarak yaptığı tarım ürünleri rekolte tahminleri gibi), başarılı da olur. Tahminleri doğrultusunda o yıl zeytin rekoltesinin diğer ürünlerinkinden daha yüksek olacağı sonucuna ulaşır. O zaman diğer tarım ürünleri değil de zeytin üzerine birşeyler yapılabileceğine kafa yormaya başlar . Hasat mevsiminden önce kış aylarında zeytin pres makinaları sahipleriyle görüşür ve onların pres makinalarının hasat dönemi için kullanım hakkını satın almak ve satın aldığı bu "hak" için ödemeyi hasat sonunda yapmak üzere anlaşır. Hasat mevsimi geldiğinde araştırmaları doğrultusunda gerçekleşen zeytin hasatının yüksek olması neticesinde sahip olduğu bu "hak"kı zeytincilere(çiftçilere) çok daha yüksek fiyattan kiralar. Dolayısıyla aslında satın aldığı "hak"kı kullanmaz ve onu devreder. Aradaki yüksek tutarlı fark da Thales'in bilimsel çalışmalarının para kazandırabilceğinin ispatı olmuştur. Rivayete göre Thales bu tecrübeden sonra İyon hükümdarının danışmanı olmuştur.
Arkadaşlar çok karmaşık değil aslında Thales'in yaptığı. Günümüzde (Thales'ten yaklaşık 2500 yıl sonra) bu işlemler finans piyasalarında "options" veya Türkçesiyle "opsiyon" olarak geçer. Aslında Thales bir "call (alım) opsiyonu" satın almıştır. Pozisyonu ise bu opsiyonu devrederek "hedge" etmiştir, yani kendi riskini sıfırlamıştır. Aradaki fark da "kar"dır. Son bölüm şu an biraz karmaşık gelebilir, ancak açığa kavuşturmaya çalışacağım...
Son söz: Aslında Türev Piyasaların, tarihindeki ortaya çıkış yerinin şu an üzerinde yaşadığımız topraklar olması ne garip değil mi...
Devam edeceğim...
Thales ne yapar? Özetle Thales, o yıl hasat mevsiminde astronomi ve meteorolojik araştırmalarının sonucu olarak zeytin rekoltesini tahmin etmeye (forecasting) çalışır (şu an Ticaret Borsaları'nda mühendislerin bilimsel olarak yaptığı tarım ürünleri rekolte tahminleri gibi), başarılı da olur. Tahminleri doğrultusunda o yıl zeytin rekoltesinin diğer ürünlerinkinden daha yüksek olacağı sonucuna ulaşır. O zaman diğer tarım ürünleri değil de zeytin üzerine birşeyler yapılabileceğine kafa yormaya başlar . Hasat mevsiminden önce kış aylarında zeytin pres makinaları sahipleriyle görüşür ve onların pres makinalarının hasat dönemi için kullanım hakkını satın almak ve satın aldığı bu "hak" için ödemeyi hasat sonunda yapmak üzere anlaşır. Hasat mevsimi geldiğinde araştırmaları doğrultusunda gerçekleşen zeytin hasatının yüksek olması neticesinde sahip olduğu bu "hak"kı zeytincilere(çiftçilere) çok daha yüksek fiyattan kiralar. Dolayısıyla aslında satın aldığı "hak"kı kullanmaz ve onu devreder. Aradaki yüksek tutarlı fark da Thales'in bilimsel çalışmalarının para kazandırabilceğinin ispatı olmuştur. Rivayete göre Thales bu tecrübeden sonra İyon hükümdarının danışmanı olmuştur.
Arkadaşlar çok karmaşık değil aslında Thales'in yaptığı. Günümüzde (Thales'ten yaklaşık 2500 yıl sonra) bu işlemler finans piyasalarında "options" veya Türkçesiyle "opsiyon" olarak geçer. Aslında Thales bir "call (alım) opsiyonu" satın almıştır. Pozisyonu ise bu opsiyonu devrederek "hedge" etmiştir, yani kendi riskini sıfırlamıştır. Aradaki fark da "kar"dır. Son bölüm şu an biraz karmaşık gelebilir, ancak açığa kavuşturmaya çalışacağım...
Son söz: Aslında Türev Piyasaların, tarihindeki ortaya çıkış yerinin şu an üzerinde yaşadığımız topraklar olması ne garip değil mi...
Devam edeceğim...
VOB giriş...
Arkadaşlar Mehmet arkadaşımın isteğiyle Türev Piyasalar, bu Piyasaların Organize Borsası VOB ve ürünleri (futures,swaps,options) hakkında bildiklerimi paylaşacağım.Şu an işte/mesaide olmam nedeniyle detaylı bir anlatım yapamayacağım ancak olayı bir kaç merak uyandırıcı soru ile çok çok çok kısaca özetleyerek anlatmaya çalışacağım.
Diyelim ki YTL üzerinden sabit ücretli bir çalışansınız,bugün bir arkadaşınızdan 10.000$ borç aldınız ve 2 ay sonra ödemek üzere anlaştınız. Doların yukarı çıkma riski mevcut olsun. 2 ay boyunca gece nasıl rahat uyuyabiliriz?
Bir pamuk üreticisi hasat sonunda eline ne kadar para geçeceğini(hasılatını) şimdiden hesaplamak isteyemez mi? Buna bir de pamuk fiyatlarındaki oynaklığı eklerseniz bu istek katlanır.
İthalatçı firma şimdiden yurtdışından aldığı makinaların bedelini 2 ay sonra ödemek isterse (vadeli alım), bu firma sahibi nasıl kendisini £ (EURO) veya $ kurunun artmasına karşı korusun. İhracatçı firma keza malını vadeli yurtdışına satmış 2 ay sonra döviz olarak mallarının bedelini tahsil edecek, ama ya döviz fiyatları düşerse(ör:Mayıs 2006 1$=1,55YTL Aralık 2007 1$=1,16YTL ) maliyetini bile kurtaramayabilir mi?
Bu yüzden, bu ihtiyaçlardan Türev Piyasalar ortaya çıkmıştır.
Tarihçesi Thales'e kadar dayanır aslında...
Devam edeceğim(sıkılmazsınız umarım)...
Diyelim ki YTL üzerinden sabit ücretli bir çalışansınız,bugün bir arkadaşınızdan 10.000$ borç aldınız ve 2 ay sonra ödemek üzere anlaştınız. Doların yukarı çıkma riski mevcut olsun. 2 ay boyunca gece nasıl rahat uyuyabiliriz?
Bir pamuk üreticisi hasat sonunda eline ne kadar para geçeceğini(hasılatını) şimdiden hesaplamak isteyemez mi? Buna bir de pamuk fiyatlarındaki oynaklığı eklerseniz bu istek katlanır.
İthalatçı firma şimdiden yurtdışından aldığı makinaların bedelini 2 ay sonra ödemek isterse (vadeli alım), bu firma sahibi nasıl kendisini £ (EURO) veya $ kurunun artmasına karşı korusun. İhracatçı firma keza malını vadeli yurtdışına satmış 2 ay sonra döviz olarak mallarının bedelini tahsil edecek, ama ya döviz fiyatları düşerse(ör:Mayıs 2006 1$=1,55YTL Aralık 2007 1$=1,16YTL ) maliyetini bile kurtaramayabilir mi?
Bu yüzden, bu ihtiyaçlardan Türev Piyasalar ortaya çıkmıştır.
Tarihçesi Thales'e kadar dayanır aslında...
Devam edeceğim(sıkılmazsınız umarım)...
Yazılım, Donanım ve Türkiye
Selam Arkadaşlar,
Öncelikle herkese merhaba. Bu benim Kod ve Us'taki ilk yazım.
Benim değenmek istediğim konu Türkiye'deki yazılım ve donanım sektörünün durumu.
Dünya yazılım sektörü hızla gelişmeye devam ederken, Türkiye'de bu gelişmeleri gayet güzellikle takip ediyor. Her ay yeni bir çatıkatı(framework) ya da bir çatıkatının yeni versiyonu yayınlanıyor ve bunun Türkiye'de kullanılmaya başlaması ve bu konuda tartıştıma ortamı oluşması çok da uzun sürmüyor. Türkiye yazılım konusunda sadece tüketici konumunda değil artık. Özellikle Apache projesi altında türk malı bir kaç çatıkatı geliştirilmeye devam ediyor. Yine bir linux seçeneği olarak Pardus projesi de gayet aktif bir durumda ve geliştirilmeye devam ediyor. Bu gayet gurur veren bir durum.
Fakat donanım konusunda aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil. Türkiye donanım konusunda diğer ülkelere bağımlı bir tüketici durumunda.
Şu an ki hükümet ise sahte gündem yaratmaktan ülkenin gelişmesiyle ilgili konulara pek fazla vakit bulamıyor gibi. Ekonomik figürler iyi haberler olarak yayınlanırken, ülkenin dışa olan borcu gün geçtikçe artıyor. Kendi yağımızda kavrulacak kadar bile yağımız yok yani :).
Teknoloji de bu sorunlardan nasibini alıyor tabi. Ülke de dinayet işlerine, araştırma ve geliştirmeden daha fazla bir bütçe ayrılırsa, donanım konusunun kısa bir sürede gelişmesini beklemek pek mümkün değil. Ülke ekonomisin gelişmesi için, Türkiye'nin tüketici konumunda çıkıp üretici konumuna geçmesinin gerektiğini düşünüyorum. Sürekli gelişmekte olan ekonomik dev Çin ,donanımın ve nano-teknolojinin Amerika'ya bağımlı olmasından kaygı duyduğundan dev bir araştırma projesi başlatmayı planlıyor. Bu projenin kapsamında yeni işlemci tasarımları ve nano-teknoloji yer alıyor ve bu araştırma projesine ayrılan bütçe 400 milyon dolar. Kendimizi bununla karşılaştırdığımız da, Türkiye'nin neden geri kaldığını anlamak çok zor değil.
Bir kaç yıl içinde Türkiye'nin kendi işlemcisini yapması çok zor gözüküyor fakat şöyle bir konuşmayı yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum:
A: "Abi geçenlerde yeni bir bilgisayar aldım cillop gibi valla, rüzgar gibi uçuyor meret"
B: Oha ne aldın lan.
A: Baba makina cillop, mahmut asr 9000Ghz işlemci var alette canavar gibi çalışıyor valla.
:)
Herkese iyi günler,
Bağlantılar:
YUI4JSF
Pardus
http://science.slashdot.org/science/08/02/18/0338236.shtml
Öncelikle herkese merhaba. Bu benim Kod ve Us'taki ilk yazım.
Benim değenmek istediğim konu Türkiye'deki yazılım ve donanım sektörünün durumu.
Dünya yazılım sektörü hızla gelişmeye devam ederken, Türkiye'de bu gelişmeleri gayet güzellikle takip ediyor. Her ay yeni bir çatıkatı(framework) ya da bir çatıkatının yeni versiyonu yayınlanıyor ve bunun Türkiye'de kullanılmaya başlaması ve bu konuda tartıştıma ortamı oluşması çok da uzun sürmüyor. Türkiye yazılım konusunda sadece tüketici konumunda değil artık. Özellikle Apache projesi altında türk malı bir kaç çatıkatı geliştirilmeye devam ediyor. Yine bir linux seçeneği olarak Pardus projesi de gayet aktif bir durumda ve geliştirilmeye devam ediyor. Bu gayet gurur veren bir durum.
Fakat donanım konusunda aynı şeyleri söylemek pek mümkün değil. Türkiye donanım konusunda diğer ülkelere bağımlı bir tüketici durumunda.
Şu an ki hükümet ise sahte gündem yaratmaktan ülkenin gelişmesiyle ilgili konulara pek fazla vakit bulamıyor gibi. Ekonomik figürler iyi haberler olarak yayınlanırken, ülkenin dışa olan borcu gün geçtikçe artıyor. Kendi yağımızda kavrulacak kadar bile yağımız yok yani :).
Teknoloji de bu sorunlardan nasibini alıyor tabi. Ülke de dinayet işlerine, araştırma ve geliştirmeden daha fazla bir bütçe ayrılırsa, donanım konusunun kısa bir sürede gelişmesini beklemek pek mümkün değil. Ülke ekonomisin gelişmesi için, Türkiye'nin tüketici konumunda çıkıp üretici konumuna geçmesinin gerektiğini düşünüyorum. Sürekli gelişmekte olan ekonomik dev Çin ,donanımın ve nano-teknolojinin Amerika'ya bağımlı olmasından kaygı duyduğundan dev bir araştırma projesi başlatmayı planlıyor. Bu projenin kapsamında yeni işlemci tasarımları ve nano-teknoloji yer alıyor ve bu araştırma projesine ayrılan bütçe 400 milyon dolar. Kendimizi bununla karşılaştırdığımız da, Türkiye'nin neden geri kaldığını anlamak çok zor değil.
Bir kaç yıl içinde Türkiye'nin kendi işlemcisini yapması çok zor gözüküyor fakat şöyle bir konuşmayı yapmayı sabırsızlıkla bekliyorum:
A: "Abi geçenlerde yeni bir bilgisayar aldım cillop gibi valla, rüzgar gibi uçuyor meret"
B: Oha ne aldın lan.
A: Baba makina cillop, mahmut asr 9000Ghz işlemci var alette canavar gibi çalışıyor valla.
:)
Herkese iyi günler,
Bağlantılar:
YUI4JSF
Pardus
http://science.slashdot.org/science/08/02/18/0338236.shtml
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)