Dağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dağcılık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2009 LOÇ Tırmanışı

Bursa Dağcılık ve Doğa Sporları İhtisas Kulübü (BUDAK) nün
Dağcılık Federasyonumuzun Kurucusu ve İlk Başkanı
merhum Latif Osman ÇIKIGİL(LOÇ) anısına
geleneksel olarak her yıl düzenlediği
LOÇ ANMA TIRMANIŞI
Bursa Uludağ’da 14 - 15 Kasım 2009 tarihinde gerçekleştirildi.


Zirve yüksekliği 2543 mt
Kamp alanı yüksekliği 2450 mt
Yürüyüş süresi 16 saat.
Gece sıcaklık ~= -10 C
Katılımcı sayısı ~= 160



"İçimdeki doğa"

Doğa etkinlikleri ve hayatta kalma ile ilgili olarak nitelikli bilgiye ulaşmak çok da kolay olmuyor. Biz şehir çocuklarının zorlu doğa koşullarında kalma riski pek olmuyor. Aramızdan dağlara ve doğaya özlem duyanlar ise başka bahaneler ile gizleselerde, nasıl sağlayacaklarını bilmedikleri "doğaya uyum" özelliğinden yoksun olmaları nedeniyle hayatlarını şehirlerde geçirmeye devam ediyorlar. Bunu aşmaya çalışan alternatifyasam günlüğünün ötesinde ve ona ek olarak, doğada hayatta kalma ve aktiviteleri doğru yapmayı öğretmeyi amaçlayan bir siteyi paylaşmak istiyorum: İçimdeki doğa

Bu sitedeki görselleri indirip izlemenizi tavsiye ediyorum.

mangırcı fotoğrafları





Aladağlar, Büyük Mangırcı Kuzey Mahmuzu


Gidelim mi? Gidelim abi…

Kararı aldık! Ne malzeme, ne para ne de mental bir hazırlığımız var faaliyeti yapmak için. Eksik olmadığımızı düşündüğümüz tek varlığımız, performans. O da; umut etme mertebesinde :)

İpimiz yok, takozlarımız* yeterli değil, çadırımız ve duvarda havaya yakalanırsak bivağımız* yok. Nereden bulacağız? Bursa ve çevresin deki bağlantılı olduğumuz tüm gruplardan istedik. Bir kaçından bir şeyler bulabildik ama hala eksiksiz değiliz. İpimiz, çadır ve bivağımız hala yok aslında :) Benim uçları eskimekten kısaltılmak zorunda kalınmış yadigar ipimle gitmeye karar veriyoruz, rota rehberini iyice inceledikten sonra.

Karar vermek!...

Bu rota uzun zamandır aklımdaydı, doğru zaman değildi beklide. Bilmiyorum kaç kişiyle konuştuk bu rotayı. Kısmet musty ile çıkmakmış. Yada girişmek demeliyim…

Otobüs bileti bulamıyoruz, Niğde’ye, 4 gün ertelemek zorundayız her şeyi. Pozantı üzerinden gitmeyi deneyeceğiz Çamardı’na. Oradan da otostopla köye (Demirkazık). Otobüs saatine neredeyse birkaç saat kala stopper* ların gelmesini bekledik -Gemlik’ ten arkadaşım otobüse verecekti- Ve son anda otobüsçülerin “yasak abi, alamam” söylevleriyle, kıllık yaptıklarını öğreniyoruz. Ev arkadaşımın scooterıyla uçuyorum – 125 km\sa hız görüyor ibre- uzun zamandır görmediğim arkadaşım Bülent’ten stopperları alıp gitmek olmaz tabii. Ayak üstü çay içip laflıyoruz. Her şeyi hallettik sayılır bir gün içerisinde.

Bursa’ya gelip faaliyete hazırlanmak yerine, birkaç arkadaş ziyareti ve diğer eften püften sebepler yüzünden, İzmir de fazla vakit geçirdim… Aksilikleri kendim mi yaratıyorum…?

Cımbar kanyonunda birkaç hazırlık tırmanışından sonra, benim yadigar iple rotaya giremeyeceğimizi anlıyoruz. O anda bizimle o bölgede tırmanan arkadaşlarımızdan iplerini satın almayı teklif ediyorum, “kabul” ediyorlar. Sağ olsunlar!... Bursa’dan Adem’den gelen bivak, önce Niğde terminaline, oradan Çamardı arabasıyla Demirkazık dağ evine geliyor. Ve ben oradan alıyorum bivağı. Aksilikler sıralanıyor adeta –maddi ve mental eksikleri birlikte düşünürsek, epey var aslında- çözümleri de bir o kadar peşi sıra ve kendiliğinden oluyor. Şanslıyız galiba… Kaderimizi yaşıyoruz…

Bugün artık bir gece kamp attıktan sonra, yarın sabah performansımızla, cesaretimizle ve kaderimizle yüzleşeceğiz.

Çadırımız olmadığı için açıkta gecelemeği (bivak yapmak) düşünüyoruz. Rotayı ilk açanlardan biri (Doğan) kampımızın yolu üzerinde -martı’da- olduğunu öğreniyoruz. Ziyaret, hal hatır… Rotayla ilgili son bilgileri aldıktan sonra yola koyuluyoruz. Ayrıca sağ olsunlar Esra ve Doğan son anda Akut’un dağ evinden bir çadır ayarlıyorlar. Biraz daha konforlu kalabileceğiz. Şanslı mıyız?.. Kaderimizi yaşıyoruz… (3 Ağustos 07 Martı, Akut evi -17 suları)


Kamptayız. Uyku tulumlarımıza henüz girdik. Kampımızı gece kurduk, Durmuş Ali ağabeyin –bizi traktörle kampa ulaştıracak kişi- akşam yemeği davetine hayır diyemediğimizden.

Günlerdir süren heyecanımdan eser yok. Sakinim… Mangırcı’nın batı yüzünün silueti karanlıkta beliriyor. Saygıyla kabarıyorum. Bu rotayı çok istiyorum.Ve her şeyin yardımına ihtiyacım var… (Aynı gün 23 suları)



Güzel ve zor bir rota -elbette benim için :)-. Başarma isteği, korku, kendini ortaya koyma, harmanlanıyor bu tür faaliyetlerde. Bunları yaşamayalı epey olmuş. Hayatımdaki diğer zorluklar kendini ortaya koymayı, soğuruyor. Azıcık hayatım düzene girdiğinde ise, limitlerimi zorlamaya itiyor içimden bir şeyler. Düzende zorlanma, zorlukta da huzur arıyorum. Korku veren boyutta,korku arzulamak. Rotanın hamlelerini yapamamak değil, yaşanacak bir aksiliktir dağlarda korkutan şey. Rota çok keyifli ve korkutucuydu benim için. Yaşadığım bir sakatlık yüzünden, oldukça korktum ve aşırı güvenlikçi tırmandım.

İlk ip boyunu serbest (düşünce güvenlik ipinin olmaması) tırmanıyorum. Takip eden ip boyları gerçekten keyif verici. İlk negatif girişli kilidi neredeyse anlamıyorum, kolay geliyor. Eğlenceli birkaç basit ip boyu daha... Sondaki, rotaya tüm mükemmelliğini katan ip boyunda gerçekten korkuyorum ve müthiş bir heyecanla tırmanıyorum. Solda bıçakla kesilmişçesine uzanan hafif pozitif bir kaya ile sağında negatif duvarın oluşturduğu büyük baca sisteminde çatlak tırmanışı. Uçmadığımıza, başardığımıza mutluyum… Başarmak, butun bu zorlukların, içindeki korkunun uzerine gidip, başarmak... Kişinin iç dünyasının kazandığı 'zafer'. Gerçek zafer...

Korkunç yorgunum. Kamp yerinde turizm şirketleri için çalışanlardan biri, bizi aşağı götürebileceğini söyleyince matlarımıza uzanıp, çay içerek yürümekten kurtulmamızı kutluyoruz... (Sarı Memedin Yurdu Yaylası - 4 ağustos 07 - 20.30 suları)


Rota Hakkında Bilgi


Faa. Adı :Büyük Mangırcı Kuzey Mahmuzu

Ekip :C. Utku Yakar

Mustafa İstengir

Tarih : 04.08.07

Süre : 7.5 saat

Bilgi : rehber kitap olarak ‘Aladağlar’da 50 Rota’ kullanılmıştır. Kitapta yeralan ip boylarında bir karışıklık olduğu için, 3. ve 4. ip boyları tek ip boyu olarak çıkılmıştır. Yani duvar 11 ip boyu değil de 10 ip boyu olarak tamamlanmıştır. Rehber kitap 3. ip boyu için;”60 m V+ zorluğunda bir baca etabı sizi, girişi negatif 4.ip boyunun altındaki ince sete çıkarır” demektedir. Ancak baca etabının bittiği, negatif kilit etabın altındaki sete kadar ancak 30 metre dir. Ve 4. ip boyu için de 45 m kilit etap denilmiştir. Ancak 3 ve 4. ip boyları tam (60m) ip boyu olarak çıkılmıştır. Tam ip boyu olarak çıkılırsa;sürtünmenin etkisi hesaba katılmalıdır.

Not : Rota nın uzun sürmesi yanıltıcı olmamalıdır. Rota ideal süresi 5-6saat civarıdır. Yaşanan bir sakatlanma sonucu rota uzun sürmüştür.

Not2: Rota hakkında ayrıntılı bilgi için cutkuyakar@gmail.com

VAHŞİ KEŞİŞ

Keşişler gibi uçamasak ta denize ibadet etmek için, belki Vahşi Keşişi çıkabilirdik…

Yapabilir miydik? İzin verir miydi keşişler çıkmamıza? Burası onların evi, tanrıların dağı Olympos(Uludağ), Keşiş Tepe.

Bu zirveden denize ve tekrar denizden zirveye uçabiliyordu keşişler. Ve ibadetleri yaşayış biçimleri pek az bilinirdi, zamanın insanlarınca. Sırlarla dolu, efsanelere konu olmuş bir yaşamdı onlarınki. Peki neden bu keşiş “vahşi” ?

İki sevdiğim arkadaş-partner, güvenmek, kendini güvende hissetmek istiyor insan bunca gizem içerisinde. Bu koca dağda, bu sarp kayalarda tırmanırken. Bir yandan dağın güneyinden gelen bulutların, zirveden geçerken oluşturdukları gölgeler.bulutları hiç bu denli hızlı görmemiştim. Bir yandan çığlıklar atarak pike yapan yırtıcılar. Ve adrenalin. Diğer bir yandan da içsel korkular, mücadeleler... Ne o ? Tanrı’yı mı hatırladın, oğlum Utku?

Tüm bunlarla iç içe olmak tırmanış. İşte bu, tırmanış.

Her şey mükemmel olmalıydı. Hava gayet iyi, sıcaklık kayalara değen parmaklarımızı üşütüyor ama, vücudumuz sıcak. Güvenilir iki partner. Ve yerinde bir psikoloji. Peki ya bu “Keşiş”, kabul edecek mi bizi? İlk adım bizden; denemeliyiz…

Rota 135 metre, ilk 75 m’yi serbest tırmanıyoruz. Başlangıçta kaya sağlam, belirgin ve güzel tutamaklar yok ama sürtünme güçlü başlangıç için biraz sert hamleler, beklenmedik!... Sorun yok, devam… Arka arkaya sert ve yumuşak pasajlar geçiyoruz. 7-8 m sert, 10-12 m yumuşak pasajlar. Yer yer çürük bölümlerde birbirimizi bekleyerek geçiyoruz, birbirimize taş düşürmemek için. Derken rotanın ortalarını geçtik ve artık kilit etap olarak düşündüğümüz kısma geldik. Zor kısım, ip açmalıyız. “İp? Açalım abiiii !... ”. Korku dolu bakışlar… Emniyet noktasını oluşturduk. Yükselir yükselmez bir ara emniyet atmalıyım. Aksi halde düşmem sonucu arkadaşlarımın da altına düşerek, ciddi şok yerim (full factor). “Bu çatlak uygun mu??? Hayır değil!” takoz takımı ağzımda deli divane uygun çatlak arıyorum. Olanlar ya çok çürük yada takoz için uygun değil. Bu arada durmak yok tabii; “bir adım daha oğlum, bir adım daha”, “şurada bir çatlak var galiba!..”. Mutluluk… “hayır bu da uygun değil!..”. Acı, korku… “lanet olsun yedi metre yükseldim…” Evet sonunda bir çatlak. Düşersem asla beni tutamayacak kadar kötü yerleşti ama bir emniyet var sonunda. Ayaklarımın ağrısı ve titremesi çözüldü bir an. Rahatlama. Devam etmeliyim… Zemin çürük ve hiç çatlak yok. Bir metre yukarıda 2. takoz derken, korkum artık sadece zeminin çürüklüğünden. Bu son ip boyunun son kısımları çok çürük. Ve yine sağlam malzeme atacak uyugn bi çatlak yok. Korkuyorum… Çok büyük kaya bulokları var rota üzerinde. Bunlardan biriyle birlikte aşağı uçmak, her an muhtemel… Birkaç kere bastığım basamaklar kopuyor. Uçmuyorum… ve son kısımlarda yeni bir emniyet noktası kuruyorum . arkadaşlarım yanıma geliyor.

Her şey yolunda… Keşiş bizi sevdi. Devasa kopmuş bloklar bana o Keşiş’in “vahşetini” anlatmaya yetiyor.

Geride güzel bir anı, birkaç fotoğraf, rota üzerinden alınmış küçük bir taş ve içsel mücadelenin vermiş olduğu müthiş tatmin, “başarı”.

Teşekkürler Olympos, teşekkürler Keşiş…


Utku Yakar

Rotayla (Vahşi Keşiş) ilgili ayrıntılı bilgi için: cuktu_yakar@yahoo.com

Sevgili Piliç

Sevgili Piliç;

slm :)
Senin de bildiğin gibi su aralar sadece spor yapıyorum, tırmanıyorum. İnsan arada başka bir şey yapınca yeniden doğuyor. Bu küçük tatil acayip iyi geldi. Çok eğlendik ve çok dolu geçti. Gerçek bir zihinsel dinlenme aynı zamanda… Ne yiyeceğini düşünmüyorsun, eşyalarının kirlendiğini de. Hem arada koşuyorsun hem yüzüyorsun. Bu arada tırmanıyorsun da. Eve geldiğinde süper yemekler... Altında motor, istediğin yere gidiyorsun sürekli bir deniz manzarası ve mevsim itibariyle ufuk hep puslu. Ee tabii anne şefkati, aile saadeti vs :)


Tırmanışta; hiç bilmediğin bir rotayı, kimseden hakkında bilgi almadığın, fotoğraflarına bakmadığın. Çıkarken kimseyi izlemediğin bir rotayı hiç düşmeden ve ipten destek almadan çıkmayı başarmaya "onsight çıkmak" denir. Ben hayatı “onsight” yasıyorum. Günlerce tırmanıyorum İzmir’de - bu arada evim, çevrem, dostlarım ve işimin Bursa’da olduğunu da hesaba katmalısın- sadece tırmanış, aklımda yasamla ilgili gelecekle ilgili ne kuşkular var nede plan - bu arada da; okulunu ve y.lisansını bitirmiş, ailesinin ve toplumun, askerlik ve iş gibi sosyal baskılarını direk yasayan biri olduğumu hesaba katmalısın :))- ve sadece kuzen Merih’i de alarak bir tatile çıkmak istiyorsun, aynı zamanda aileni mutlu edeceksin.

Otostopa başlıyorsun İzmir’in neredeyse şehir sayılabilecek bir yerinden (şehirlerarası otostop şehir dışına çıkıp yapılır) 2 3 araçla ve epey yürüyüşle anca şehir dışına çıkıyoruz. Sonra Kuşadası’na giden 2 Hollanda’lı eleman alıyor. Kuşadası’na varmadan çok daha önce ayrılmamız gerekiyor bodrum yolu için. Babamın ve ninemin mezarını görmek için yolu uzatarak adamlarla Kuşadası’na gidiyoruz. Tutarlar, yolumuzdan oluruz diye; adada amcamın işyerinin önünden saklanarak geçiyorum, halamlara ve kuzenlerime yakalanmamaya dua ederek. Kabir ziyaretleri. Otostopa devam. Hee!.. Bu arada kafalarımız iyi. Hollanda’lı elemanlarla takıldık yolda. Düşünsene fatihayı gülerek, yarı okuyoruz -hatırlamak güç tabiiJ- yolda 8 çizerek yürüyoruz. Artık yola düşme vakti. Kuşadası çıkışına kadar yürüyoruz, terminalin karşısından bir yerden başlıyoruz otostopa. Zaten son iki haftadır beynimiz uyuşmuş gibiydik Merih’le. Sürekli gülüyoruz eften püften esprilere ve düşünüşümüz hep aynı, esprilerimizi tamamlıyoruz. Aynı kişinin suretleri gibi olduk. Ve yolda açlık, susuzluk dinlemeden tam anlamıyla tiye alarak kaldırıyoruz kollarımızı, biraz da yolun kısalığından cesaret alarak. Sürekli şarkıları değiştirerek soyluyoruz. Çoğu zaman yerlerde buluyoruz kendimizi, otostopta olduğumuzu unutmuş bir şekildeJ Toparlanıp otostop çekmeye devam ediyoruz. Düşünsene zaten bu şekildeyken bir de beyinlerimizi iyice uyuşturduk :) eğlence iki kat. Ama alan insan sayısı oldukça azalıyor tabii…
Sonra eve varabiliyoruz aksama doğru. Güzel yemekler, tatlılar, sevgi, saadet... Bu kısmı bir daha yazmayacağım sen açık gördüğün her araya ekleyebilirsin :)


Ertesi gün motosiklete atlıyoruz küçük bir motor koca iki adam ve iki sırt çantasını yüklüyoruz motora. Tırmanmaya gidiyoruz. 25 km uzakta bir kaya. Tabii inişlerde motorun yükü çok olduğu için 80 90 km\sa hız görüyoruz ibrede, durmak kolay olmuyor her seferinde. Henüz acemi sayılacağımız için alamadığımız birkaç viraj geçiyoruz inerken ama Allahtan karsıdan araç gelmiyor :) yasıyoruz yine :) sonra güzel tırmanış. Dönüş yolunda büyük yokuşlardan ilkinde, teker patlıyor. -–Haydaaa! N’pçaz yürüsek mi motoru iterek, çok ağır. Olmaz. --Teker patlakken sürelim, olmaz çok zarar görür. --En iyisi otostop kuzum, motorla zor olacak ama alan olur elbet. Elimizi kaldırdığımız ilk minibüs, duruyor. Adamlar iniyor yardım ediyorlar ve motoru arkaya atıyoruz. Yokuş iniş ve virajlarla dolu bir yol. Üstüne çıkıyorum motorun ve sıkıca tutunuyorum, bir yandan da Merih tutuyor aleti. Savrula savrula ilerliyoruz, kollarım ağrıyor, motoru düşürmüyecem diye yapışmışım korkuluklara. Sonra adamlar, sağolsunlar lastikçinin önüne kadar götürüyorlar bizi. Eve dönüyoruz lastiği yaptırıp.

Ertesi gün, yine tırmanış.
3. gün dinlenmeliyiz zira yarın bir daha tırmanacağız. Yüzmeye karar veriyoruz, aktif dinlenme hesabıı. Önce havuza giriyoruz, ruhsuz geliyor. Deniz suyunu özlemişiz. Denize gidiyoruz. Bizim sahil çok sakin ve nedense su soğuk geliyor, cesaret eden çıkmıyor. Sonra Gündoğan’a gidiyoruz, atlama yapabileceğimiz bir iskele var diye. Bu defa motorda 3 kişiyiz, abi de ekleniyor. Ama bu şekilde çok fazla gidemeyiz, çooook tehlikeli. Birimiz otostopla geliyor. Yüzüyoruz, eğleniyoruz. Şezlonglara para vermek istemediğimiz için iskeleye bırakıyoruz eşyalarımızı. "acaba görenler maganda sanmışlar mıdır bizi?" diye düşünüyoruz. çünkü bu mevsimde henüz tatilci çok az, onlarda kahvelerde oturuyor, yüzen çok az. Başlıyoruz maganda taklidi yapmaya, saçma sapan eğleniyoruz. Kimse adam gibi atlamıyor suya, kimsenin kulaçları düzgün değil, kavga ediyoruz suyla… Eğleniyoruz böyle küçük şeylerle :) sanırım henüz otun etkisi sürüyor :)


Sonra dönüş yolu. Gerçek bir işkence. Başlangıç iyiydi. Sürekli bir araç alıyor, kısa mesafede olsa. Ve çok hızlı ilerliyoruz ilk 2 saatlik yolda. Hatta yolun en basında bizi almayan 5 6 araçla sürekli karşılaşıyoruz. Önce suratımıza bakmamışlardı, 2. 3. karşılaşmadan sora el sallayıp gülümsüyorlar. İzmir’e sadece 1 saat kaldı ama lanet otoban girişindeyiz. Ve 3 saat tek bir araç bile durmadı. En azından "nereye çocuklar?" diyen biri bile olamadı. Çıldırmak üzereyiz. Güneş mahvetti bizi, suyumuz da bitti… Aydın-İzmir otobanında İzmir’e doğru gitmeliyiz. Ama önümüzde duran ilk araca atlıyoruz, her ne kadar İzmir’in aksi yönünde Aydın’a gidiyor olsa da :) Düşünsene durumumuzu, ters yöne gitmeye razı oluyoruz, o lanet noktadan kurtulabilmek için. 3 saat güneş yemişiz, suyumuz tükenmiş ve hava gerçekten çok sıcak. Bindiğimiz tır, saray gibi geliyor. Adam “neden bindiniz?” diyor, “Abi burdan daha iyi bir nokta buluruz” diyoruz. Adamla 30 dak gittikten sonra daha iyi olduğunu düşündüğümüz bir noktada elimizi kaldırır kaldırmaz bir araç alıyor ve f.Altay caddesine kadar geliyoruz. Bir ara asla İzmir’e varamayacağımızı sanmıştık. Sonunda İzmir’deyiz. İnanamıyoruz tabiii. Aptal gibiyiz sadece birbirimize bakıyoruz ve hafif tebessüm suratımızda. Güneş sevincimizi bile kurutmuş :)

İşte “onsıght yasamak” bu, anlıyor musun? Sadece hangi rotayı çıkmak istediğine karar veriyorsun ve adım atıyorsun gerisi çorap söküğü gibi geliyor. Bazen zorlanıyorsun, bekliyorsun, ama düşmemelisin; yoksa "onsıght" olmaz. İşte böyleee. Aslında bu 1 haftayı defterime de yazmak istiyordum ama defterim Bursa’da. Ayrıntıları unutmadan sana yazmak güzel oldu.
Hoşça kal Piliç…


Yazan : C. Utku Yakar