Türkiyede bilgisayar ve teknolojilerinin durumu ile ilgili bir çalışma yapmam gerekti. Toparladigim bilgilerin bir bölümünü günlükte de bulundurayım istedim.
Ülkemizde dışa bağımlı teknolojilerle sürdürülen bilişim sektörü, uygulayıcı rolünden sıyrılarak, kendi değerlerini üretme çabasındadır. Bilişim alanı, yazılım ve donanım olarak değerlendirilirse; donanım alanında büyük ölçüde dışa bağımlılık olduğu, ancak aynı zamanda teknoljiyi yakından takip edip uygulayan bir ülke olduğumuz görülecektir. Yazılım üretimi ise, teknokent ve serbest bölge yasaları gibi son atılımlar sayesinde gözlemlenebilir bir ilerleme kaydetmiş, yurtdışına yazılım ihracatı dahi başlamıştır. Yalnızca ODTU Teknokent içerisinde bulanan firmaların 2003 yılında yaptığı yazılım ihracatı 10 milyon dolar olup 2020 yılında hedeflenen rakam 800 milyon dolar dır.
Türkiye’de Ar-Ge harcamaları GSYİH’nın yüzdesi olarak bakıldığında (Japonya %3.15, ABD %2.59, AB15 % 1.95, AB25 %1.9, Türkiye %0.65) çok düşük seviyelerdedir (2002).
Türkiye’de bilişim teknolojileri (BT) pazarının büyüklüğü 2005’de 3 milyar ABD doları civarındadır. Interpro Pazarlama Hizmetleri ve Araştırma Grubu verilerine göre ise, 2005 BT pazarı büyüklüğü 3.9 milyar ABD dolarıdır ve büyüme oranı 2002’de %17.3, 2003’de %9, 2004’de %20.4 ve 2005’de %16.2’dir. 2006 yılında bilişim teknolojileri pazarının 4.5 milyar ABD doları civarında olacağı tahmin edilmektedir.
Bilgisayar alanından hareketle yaşamla ilgili her şeyi paylaşmaya çalışan arkadaşların oluşturduğu kollektif bir günlüktür.
Türkiyede bilgisayar teknolojisi
Sahipli (proprietary) Yazılımın Tehlikeleri
İş açısından kritik uygulamalar için sahipli yazılım kullanımının tehlikelerini gösteren bir yazı okudum. Bunu paylaşmam gerektiğini düşündüm. Özellikle devlet içerisinde sahipli yazılım kullanımının fazlalığının insanı düşünmeye sevkettiği bu günlerde bu tip konuların anlatılması önemli bir konu.
Gelelim yazıya.
Yazarın arkadaşı olan bir Bilgi İşlem müdürünün (Stan diyor kendisine) başına gelen bir olayı anlatıyor. Bunların üzerinde kredi kart bilgilerini işleyen yazılımını içeren sunucunun sabit diski bozulma sinyalleri gösterince sorun çıkmadan önemli olan bu yazılımın verilerini kurtarmaya karar vermişler. Bunun içinde yazılımı başka sürücüde tekrar kurup bozulan sabit diskteki verileri yeni sabit diskteki yazılıma taşımaya karar vermişler. Ancak yazılımı üreten firmayı aradıklarında ummadıkları bir sorunla karşılaşmışlar.
Stan firmadan yeni kurulum için "açma" anahtarını istemiş. Bu yazılım firmalarının sıklıkla karşılaştığı isteklerden biridir. Eğer isteyen kişi gerçekten yazılımı almışsa ona bu anahtar normalde verilmektedir.
Ancak bu sefer öyle olmamış. Yazılım firması bu anahtarı vermeyi reddetmiş ve yeni sürüme güncelleme yapmaları gerektiği bunun için de bir kaç bin dolar masraf etmeleri gerektiğini söylemiş.
Anlaşılmış ki yazılımı üreten firma yazılımı daha büyük bir firmaya satmış o firmada yazılımın eski sürümlerini destekleme taraftarı değilmiş. Bu yüzden yeni sürüme zorluyorlarmış. Tek yol buymuş. Elbette bu "santaj" Stan ve patronunu sinirlendirmiş. Ellerindeki yazılımı kendi uygulama ve veritabanlarına uydurmuş olmaları nedeniyle yeni yazılım güncellemesi plan dahilinde değilmiş. Bu nedenle kısa süre içinde yapılabilecek en uygun ve zor yöntemi, sabit diskin bit bit kopyalanmasını yapmışlar. Bu noktada düşünmeye başladıkları acaba kendilerine uygun bir açık kaynak kredi kartı yazılımı bulabilecekler mi konusu. Bu yaşananlar orta ölçekli bir şirket için sahipli yazılım tehlikeleri konusunda önemli bir ders olmuş.
Kaynak: http://software.newsforge.com/software/06/08/14/202229.shtml?tid=132&tid=129&tid=138
Gelelim yazıya.
Yazarın arkadaşı olan bir Bilgi İşlem müdürünün (Stan diyor kendisine) başına gelen bir olayı anlatıyor. Bunların üzerinde kredi kart bilgilerini işleyen yazılımını içeren sunucunun sabit diski bozulma sinyalleri gösterince sorun çıkmadan önemli olan bu yazılımın verilerini kurtarmaya karar vermişler. Bunun içinde yazılımı başka sürücüde tekrar kurup bozulan sabit diskteki verileri yeni sabit diskteki yazılıma taşımaya karar vermişler. Ancak yazılımı üreten firmayı aradıklarında ummadıkları bir sorunla karşılaşmışlar.
Stan firmadan yeni kurulum için "açma" anahtarını istemiş. Bu yazılım firmalarının sıklıkla karşılaştığı isteklerden biridir. Eğer isteyen kişi gerçekten yazılımı almışsa ona bu anahtar normalde verilmektedir.
Ancak bu sefer öyle olmamış. Yazılım firması bu anahtarı vermeyi reddetmiş ve yeni sürüme güncelleme yapmaları gerektiği bunun için de bir kaç bin dolar masraf etmeleri gerektiğini söylemiş.
Anlaşılmış ki yazılımı üreten firma yazılımı daha büyük bir firmaya satmış o firmada yazılımın eski sürümlerini destekleme taraftarı değilmiş. Bu yüzden yeni sürüme zorluyorlarmış. Tek yol buymuş. Elbette bu "santaj" Stan ve patronunu sinirlendirmiş. Ellerindeki yazılımı kendi uygulama ve veritabanlarına uydurmuş olmaları nedeniyle yeni yazılım güncellemesi plan dahilinde değilmiş. Bu nedenle kısa süre içinde yapılabilecek en uygun ve zor yöntemi, sabit diskin bit bit kopyalanmasını yapmışlar. Bu noktada düşünmeye başladıkları acaba kendilerine uygun bir açık kaynak kredi kartı yazılımı bulabilecekler mi konusu. Bu yaşananlar orta ölçekli bir şirket için sahipli yazılım tehlikeleri konusunda önemli bir ders olmuş.
Kaynak: http://software.newsforge.com/software/06/08/14/202229.shtml?tid=132&tid=129&tid=138
Sesler: soprano,alto, teno, bariton
Sık sık duyduğum ama ayırt ederken hep zorlandığım ses isimlendirmelerini merak ettim. Ararken dah fazlasıyla karşılaştım; şöyle bir yazı buldum:
...................
İnsan sesini oluşturan en önemli organlar ses telleri ve onların bağlı bulunduğu kaslardır. Ses tellerimiz iki tanedir. Gırtlağımızın ön kısmını oluşturan halka biçiminde ve genellikle erkeklerde belirgin olan "kalkansı kıkırdaklar"ın arkasındadır. Halk arasında "âdemelması" (Adam's Apple) denilen bu kıkırdakların görevi ses tellerini korumaktır. Ayrıca, gırtlak bölgemizde "yüzüksü kıkırdaklar" ve ses tellerinin bağlı olduğu "ibriksi kıkırdaklar" bulunur.
Ses tellerinin uzunluğu, genellikle, erkeklerde 20-25, kadınlarda ise 16-20 milimetredir. İşte, erkek sesinin kadın sesinden kalın olmasının nedeni, ses tellerinin daha uzun ve daha kalın olmasıdır. Keman sesiyle viola sesi arasındaki incelik kalınlık farkı gibi. Erkek ve kadınlar da kendi tınlatıcı bölgelerinin ve ses tellerinin boyut farklılığına göre renklere ayrılır. Temelde, inceden kalına doğru kadın sesi, soprano, mezzo soprano ve alto olarak; erkek sesi ise, tenor, bariton ve bas olarak birbirlerinden ayrılır. Gelişmiş, eğitilmiş bir insan sesi, en gelişmiş müzik aletleri dahil, doğadaki en güzel sestir. İnsanın bir önemli ayrıcalığı da kendi bedenindeki müzik aletini kendinin çalabilme yeteneğidir.
.............
Kaynak: http://www.6dtr.com/1.php?dosya=SES
...................
İnsan sesini oluşturan en önemli organlar ses telleri ve onların bağlı bulunduğu kaslardır. Ses tellerimiz iki tanedir. Gırtlağımızın ön kısmını oluşturan halka biçiminde ve genellikle erkeklerde belirgin olan "kalkansı kıkırdaklar"ın arkasındadır. Halk arasında "âdemelması" (Adam's Apple) denilen bu kıkırdakların görevi ses tellerini korumaktır. Ayrıca, gırtlak bölgemizde "yüzüksü kıkırdaklar" ve ses tellerinin bağlı olduğu "ibriksi kıkırdaklar" bulunur.
Ses tellerinin uzunluğu, genellikle, erkeklerde 20-25, kadınlarda ise 16-20 milimetredir. İşte, erkek sesinin kadın sesinden kalın olmasının nedeni, ses tellerinin daha uzun ve daha kalın olmasıdır. Keman sesiyle viola sesi arasındaki incelik kalınlık farkı gibi. Erkek ve kadınlar da kendi tınlatıcı bölgelerinin ve ses tellerinin boyut farklılığına göre renklere ayrılır. Temelde, inceden kalına doğru kadın sesi, soprano, mezzo soprano ve alto olarak; erkek sesi ise, tenor, bariton ve bas olarak birbirlerinden ayrılır. Gelişmiş, eğitilmiş bir insan sesi, en gelişmiş müzik aletleri dahil, doğadaki en güzel sestir. İnsanın bir önemli ayrıcalığı da kendi bedenindeki müzik aletini kendinin çalabilme yeteneğidir.
.............
Kaynak: http://www.6dtr.com/1.php?dosya=SES
Bir iş fikri bulmak
Alternatif yaşam bu aralar yoğunlaştığım konular arasında ilk sırada. Fikirler üretmeye çalışıyorum, ne gibi işler yapabiliriz diye yazılar bulup okuyorum.
"Bir iş fikri bulmak" adlı bir yazı var elimde. "Farklı açıdan nasıl bakılır" a yoğunlaştırıyor beni. Daha önce dikkatimden kaçan küçük şeyleri gösteriyor. Beyin fırtınası yapmıştık bizde çok defalar; dikkat etmediğimiz ama üretkenliği azaltan "ciddiye almama" olayına değiniyor. Güldüğümüzü, dalga geçtiğimizi hatırlıyorum birbirimizle. Demek tam olarak inanmamışız biz kendimize...
Birkaç sayfa sonra "yatay düşünmek"ten söz ediyor; benzin istasyonlarında dün sadece arabalara hizmet edildiğini, bugün ise sürücü ihtiyaçlarına öncelik verildiğini hatırlatıyor. Köşeli plastik şişelerin raf kullanımını nasıl daha verimli hale getirdiğinden söz ediyor.
Farklı bakış açılarına sahip olabilmek, ve her düşüncenin değerini verebilmek isterdim...
"Bir iş fikri bulmak" adlı bir yazı var elimde. "Farklı açıdan nasıl bakılır" a yoğunlaştırıyor beni. Daha önce dikkatimden kaçan küçük şeyleri gösteriyor. Beyin fırtınası yapmıştık bizde çok defalar; dikkat etmediğimiz ama üretkenliği azaltan "ciddiye almama" olayına değiniyor. Güldüğümüzü, dalga geçtiğimizi hatırlıyorum birbirimizle. Demek tam olarak inanmamışız biz kendimize...
Birkaç sayfa sonra "yatay düşünmek"ten söz ediyor; benzin istasyonlarında dün sadece arabalara hizmet edildiğini, bugün ise sürücü ihtiyaçlarına öncelik verildiğini hatırlatıyor. Köşeli plastik şişelerin raf kullanımını nasıl daha verimli hale getirdiğinden söz ediyor.
Farklı bakış açılarına sahip olabilmek, ve her düşüncenin değerini verebilmek isterdim...
Alternatif bir yaşam
Alternatif bir yaşam arıyorum var mı bilen. Bir kaç delinin çıkardığı bir savaşta ölmeden önce bulmalıyım ama. Aile ve sevdiklerim kavramı ile yaşamak istiyorum. Hepsini bir anda elde etmek zor değil mi.
Her sabah benzer şeyleri düşünüyor, şirketlerde kendilerine ayrılmış masalara koşuşturan insanlar; 30 yaşından sonra çekilmez bu iş diyorlar hep kendi kendilerine. Çok azı cesaret edebiliyor kafesinden çıkmaya, sonra pişmanlıklar başlıyor yıllar geçtikçe, niye kaldım ki ben bu kafeste diye. Denemek gerek oysa henüz çok şey yitirmeyecekken.
Bu yazı da belki kendi kafesimden çıkmak için bir başlangıç olsun diye yazıldı. Planlı çıkmak gerek ama, gözü kapalı atlama geri dönmek zorunda bırakabilir yoksa. Ve hazırlamak için planlarımızı yeni bir günlük gerekirdi yine bizce: alternatifyasam.blogspot.com
Her sabah benzer şeyleri düşünüyor, şirketlerde kendilerine ayrılmış masalara koşuşturan insanlar; 30 yaşından sonra çekilmez bu iş diyorlar hep kendi kendilerine. Çok azı cesaret edebiliyor kafesinden çıkmaya, sonra pişmanlıklar başlıyor yıllar geçtikçe, niye kaldım ki ben bu kafeste diye. Denemek gerek oysa henüz çok şey yitirmeyecekken.
Bu yazı da belki kendi kafesimden çıkmak için bir başlangıç olsun diye yazıldı. Planlı çıkmak gerek ama, gözü kapalı atlama geri dönmek zorunda bırakabilir yoksa. Ve hazırlamak için planlarımızı yeni bir günlük gerekirdi yine bizce: alternatifyasam.blogspot.com
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)